Paylaş:

Hani hep denir ya “en önemlisi ruh sağlığı” diye, işte tam da öyledir. Tüm vücut sağlığımız, vücut sistemlerimiz, yetilerimiz, her bir organımızın, hücremizin, dokumuzun sağlığı ruh sağlığımızla doğrudan ilişkilidir. Kendimizi ne kadar iyi, huzurlu, mutlu hissettiğimiz sağlığımızın nasıl olduğunu da belirleyebilmektedir. Elbette ki, her an pür neşe olmak mümkün değil, herkesin hayatında iniş çıkışlar, stres oluşturabilecek birtakım unsurlar oluyor. Ancak önemli olan bunları kısa sürede ekarte edebilmek, karşılaşılan bu olumsuz durumlarla baş edebilmektir. Bu sayede sadece o sorunun üstesinden gelmek ile kalmayıp, aynı zamanda ruh ve beden sağlığını da korumuş olabiliriz.

Stres, sıkıntı, üzüntü, depresyon insanı içten içe kemirirken, çürütürken bununla kendi kendine başa çıkabilmek her zaman mümkün olmadığı için bir uzmandan yardım almak gerekebilir. Zira stres yönetimi yapamamak, ruhsal sorunları kısa sürede çözememek zamanla kişiyi depresyona sürükleyebilir. Depresyon da psikolojik olduğu kadar fiziksel olarak da hayat kalitesini olumsuz etkileyen, pek çok rahatsızlığa zemin hazırlayabilen bir sorundur.

Sıkıntı, stres, depresyon gibi olumsuz ruh halleri diğer vücut sistemlerini olduğu gibi üreme sistemini de olumsuz etkilemektedir. Uzun süredir korumasız cinsel ilişki yaşadığı halde gebe kalamamanın sebebi belki de depresyon olabilir. Depresyon gerçekten gebe kalmayı engeller mi, ne kadar etkisi olur, depresyonun üreme yetisi üzerindeki etkisi nedir bilmekte fayda var. Ama öncelikle depresyon nedir ve olduğunda depresyona girmiş oluruz, depresyona girdiğimizi nasıl anlarız bir bakalım.

Depresyon nedir?

Günümüzde neredeyse herkesin sık sık kullandığı sözcüklerden birisi haline geldi “depresyon”. Nasılsa genç, yaşlı, çocuk, yetişkin herkeste bir depresyona girme hali hakim. Peki, nedir bu depresyon? Depresyon, kişide çeşitli şikayetlerle kendini gösterebilen zihinsel bir rahatsızlık durumudur. Depresyonun hafiften şiddetliye kadar giden pek çok aşaması olmakla birlikte, genel olarak kişiyi huzursuz, mutsuz, keyifsiz hale getirdiği kesin. Yaşamdan keyif alamamaktan, uykusuzluğa, iştah kaybına, kalıcı depresif ruh haline, düşünce bozukluğuna, fiziksel ağrılara kadar değişen birçok sorun depresyonla birlikte ortaya çıkar.

Depresyona giren kişi genellikle sevinç ve zevk, benlik saygısı, performans, empati ve hayata olan ilgisini kaybeder. Depresyon durumunda hastalar olumsuz bir ruh halinden mustariptirler, kendilerini neşesiz, değersiz hissederler ve geleceğe dair iyi fikirleri, umutları yoktur. Depresyon durumunda sıklıkla bu olumsuz ruh hali endişe ve genel iç huzursuzluğu ile ilişkili olarak her geçen gün artar. Depresif kişiler çoğu zaman daha fazla çaba göstermeden daha önce yaptıkları basit, günlük işleri bile yapacakları enerjiden yoksun hale gelirler, bu kişilerin günlük yaşamları sekteye uğrar. Ancak altını çizmekte fayda var ki; her üzüntülü ruh hali bir depresyon değildir, uzun süreli olarak devam eden, kontrol altına alınmakta zorlanılan üzüntülerde depresyon akla gelmelidir. Depresyonda olanlar yaşamdaki bir şeyden zevk alamaz ve basit konularda bile karar vermekte zorlanırlar.

Depresyona girdiğimizi nasıl anlarız, depresyon belirtileri nelerdir?

  • Herhangi bir şeye konsantre olamamak,
  • Ayrıntıları hatırlayamamak,
  • Herhangi bir konuda karar almakta zorluk yaşamak,
  • Dinlenmeyle geçmeyen yorgunluk,
  • Sebepsiz suçluluk, değersizlik ve çaresizlik hisleri,
  • Geleceğe dair karamsar ve umutsuz ruh hali,
  • Uzun süreli uykusuzluk,
  • Sabah erken uyanıklık ya da çok fazla uyumak,
  • Aşırı asabiyet ve sinirlilik,
  • Huzursuzluk ve kaygı,
  • Seks de dahil olmak üzere önceden zevk alınan her şeye olan ilginin kaybolması,
  • Aşırı yeme isteği veya iştah kaybı,
  • Geçmeyen baş ağrıları ve kramplar,
  • Tedaviye rağmen iyileşmeyen sindirim sistemi sorunları,
  • Kalıcı üzüntü, endişe veya boş duygulara kapılma,
  • İntihar etmeye meyilli olma veya intihar girişimleri

Depresyon için kimler risk altındadır?

  • Erken yaşta ebeveynlerini kaybedenler,
  • Zararlı madde ve alkol kullananlar,
  • Anksiyete bozukluklarına sahip olanlar,
  • Kadınlar ve özellikle de işsiz, geleceğine güvensiz kadınlar,
  • Düşük sosyoekonomik imkanlara sahip olanlar,
  • Eşiyle ayrı yaşayanlar veya boşanmış olanlar,
  • İşsiz kalanlar, geleceğe umutsuz bakanlar,
  • Daha önce depresyon geçirmiş olanlar,
  • Kısa süre önce ciddi sorunlar yaşamış olanlar,
  • Sağlıksız ve mutsuz bir çocukluk dönemi geçirenler,
  • Bazı ilaçları kullananlar,
  • Bazı tıbbi hastalıkları olanlar,
  • Hormonsal değişiklikler yaşayanlar

Depresyon neden olur?

Depresyonun tam olarak neden oluştuğunun bilimsel anlamda tatmin edici bir açıklaması bulunmamaktadır. Zira pek çok psikiyatrik hastalıkta olduğu gibi depresyonda da tüm kliniği açıklayacak bir model henüz yoktur. Bu konuda genel olarak kabul gören görüş, kişinin beyninde kimyasal iletimde rol alan maddelerle ilgili bir dengesizliğin olduğu şeklindedir. İşte bu dengesizliğin oluşmasında da kişinin genetik, sosyal, çevresel, zihinsel pek çok koşulu etkili olabilmektedir.

Depresyonun kadın üreme sağlığı üzerinde nasıl bir etkisi vardır?

Kadınlarda üreme yetisinden bahsedilirken ilk olarak akla gelmesi gereken unsur kesinlikle hormonlardır. Çünkü kadınların üreme sisteminde rol oynayan en önemli şey hormonlardır ve her şey hormonlarla bağlantılı olarak ilerler. Şöyle ki; kadınların adet döngüleri birtakım hormonların belirli dönemlerde yükselip alçalması ile gerçekleşmekte ve adet dönemleri de yumurtlama dönemleriyle ilgili, kadının yumurtlayabildiği ile ilgili bilgi verirler. Bu şekilde hormon seviyelerinin değişmesi de kadınların fizyolojisi üzerinde olduğu kadar psikolojisi üzerinde de etki yaratmaktadır. Bunun tam tersi olarak da kadının psikolojik durumu da hormonları üzerinde etki yapmakta, hormonlar etkilenince de üreme yetisi etkilenmektedir.

Kadının psikolojik durumunun hormonlar üzerindeki etkileri

Bazı kadınlarda psikolojik durumuna göre, adet döneminden 1 – 2 hafta öncesinde başlayan birtakım semptomlar, şikayetler olur. Karın bölgesinde şişkinlik, baş ağrısı, aşırı sinirlilik ve karamsarlık bu etkilerden bazıları olarak sıklıkla görülür. Eğer kadın, depresyondaysa işte bu semptomlar çok daha ağır bir şekilde yaşanabilir. Bu konuda yapılan araştırmalar, Premenstruel Sendrom (PMS) adı verilen bu adet öncesi sendromunu ağır geçiren çoğu kadının depresyon gibi psikolojik problemlere sahip olduğunu gösteriyor. Yani adet öncesi ve adet dönemini çok sıkıntılı geçirmek depresyona işaret olabilir.

Premenstruel Sendromun (PMS) biraz daha ilerlemiş hali ise “Premenstruel disforik bozukluk” olarak adlandırılır ve her adet döngüsünde yaşanan sinirlilik ve depresyon hali daha üst seviyelerde olur. Ayrıca aşırı kilo alımı, yorgunluk, uyku düzensizliği gibi şikayetlerin de oluşmasına da neden olabilen bu sorun, depresyon yaşayan kadınlarda üreme hormonlarının salgılanma düzeylerinde oluşan farklılıklardan dolayı daha sık görülebilmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalarda depresyondaki kadınlarda adet düzensizliği yaşama riskinin daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. İşte bu veri de depresyonun kadınları psikolojik olarak etkilemenin yanı sıra fiziksel olarak da etkileyerek gebe kalmalarının engellenmesine neden olabilmektedir.

Hamile kalamaya odaklanmak süreci zorlaştırıyor!

Üreme çağındaki bir kadın için gebe kalmak aslında doğal bir süreçtir. Bu bakımdan bebek sahibi olmak isteyen çoğu kadın korumasız cinsel ilişkiye girer girmez hemen hamile kalabileceğini düşünüyor. Ancak bu süreç her zaman bu şekilde işlemeyebiliyor, bu kadar kolay olmayabiliyor. Yani gebe kalabilmek için yumurtlama gününü takip etmek, gerekli sıklıkta ilişkiye girmek her zaman yeterli olmayabiliyor. Zira gebe kalabilmek sayısız ruhsal, zihinsel ve fiziksel etkene bağlı olarak gerçekleşebilmekte, tıpkı zincirin halkaları gibi olan bu etkenlerden herhangi birinde sorun olduğunda ise gebelik gerçekleşememektedir.

Hamile kalmayı planlayan kadınların gününün büyük bölümünü bunu düşünmekle geçiyor, her an gebeliği düşünerek günlük, normal yaşantıya odaklanmakta, hayattan keyif almakta zorluk yaşanıyor. Bebek isteyen kadınlar korumasız ilişkiye girmek için gün sayarak, hatta çoğu zaman ilişkiyi sadece gebelik amaçlı gerçekleştirirken asıl gerekli olan huzur ve mutluluktan yoksun kalıyor. Birkaç ay korumasız cinsel ilişkiye rağmen gebe kalamayan kadınlar genellikle kendisinde ya da eşinde gebeliğe engel bir sorun olduğunu, daha çok da asla bebek sahibi olamayacağını düşünerek depresyona giriyor. Zaten sürekli olarak gebelik ve bebek hakkında düşünmek kadında strese yol açarak hormon düzeylerinde dengesizlik yaratabiliyor ve bu da yumurtlamanın sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesine engel olabiliyor. Zira stres, hipotalamus adı verilen ve yumurtlamayı sağlayan hormonlarla aynı merkezde yönetilmekte ve stresli dönemlerde yumurtlama düzensizlikleri olmaktadır.

Yumurtlama günü önemli olmakla birlikte fazla odaklanmamak gerekir!

Gebe kalabilmek için kadının yumurtlama döneminde korumasız cinsel ilişki yaşanması gerekiyor. Ancak anne adaylarının sadece yumurtlama gününe odaklanması da gebe kalınabilecek diğer günlerin kaçırılmasına neden olabilir. Çünkü kadınlarda yumurtlama günleri pek çok etkenle birlikte değişkenlik gösterebilmektedir. Bu sebeple de tek bir güne odaklanmak yerine, genel olarak yaşamı daha huzurlu ve keyifli bir hale getirerek gebe kalmaya çalışmakta fayda var.

Gebelik planlayan kadınların bunu herkesle paylaşmaları da, ilerleyen dönemde sürekli insanların ona sorular sorarak strese girmesine sebep olabilir, böylelikle yine yumurtlama düzeni bozulabilir. Bu bakımdan bu stresi ve baskıyı önlemek için gebelik denemelerini fazla kişiyle paylaşmamak önerilir.

Akışına bırakmaya çalışmak faydalı olur!

Sevdiğin kişi ile cinsel ilişkiye girmek, haz almak için yapıldığında her şey çok daha güzel olacaktır. Ancak temel amaç hamile kalmak olunca bu eylemden zevk almak değil, sadece bir görevi yerine getirmeye çalışmak gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu tür bir durumda da çiftlerin isteksiz olması, çoğu zaman ilişkiye girmek istememesi ve stres ortaya çıkarak kişinin psikolojisi bozulabilir ve dolayısıyla da hormonların salgılanma düzeyi bundan olumsuz etkilendiği için gebelik gerçekleşemeyebilir. İşte bu sebeple de doktorlar çoğunlukla bu konuda çiftleri uyarıyor ve stresin, depresyonun gebeliğe engel teşkil edebileceğinin altını çiziyor. Çiftlerin ve özellikle de kadınların bebek sahibi olma konusunda duydukları endişe cinsel isteği azaltabiliyor, kişiyi kötü beslenmeye itebiliyor ve bağışıklık sistemini zayıflatarak daha kolay, daha sık hastalanmasına sebep olabiliyor. Hal böyle olunca da doğal yolla gebe kalabilmek mümkün olamayabiliyor.

Stresten, depresyondan kurtulmak hamile kalmayı kolaylaştırmak için öneriler

  • Stres pek çok hastalığın ana sebeplerinden birisidir ve onu yönetebilmek, hayat kalitesini yükseltmek için çok önemlidir. Hamile kalabilmek için de stresle başa çıkabilmeyi öğrenmek gerekiyor.
  • Egzersiz yapmak kişinin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını artırmakta, korumaktadır. Bu sebeple de stresli kişiler bebek istiyorlarsa düzenli olarak yürüyüş, yüzme gibi egzersizleri yapmaya başlamalılar. Zira egzersiz daha huzurlu ve daha mutlu bir kişi olmaya yardım edecektir.
  • Yoga ve meditasyon insan psikolojisini olumlu etkilemektedir. Bu bakımdan depresyona meyilli kadınlar yoga ve meditasyon yaparak kafasındaki olumsuz düşüncelerden sıyrılabilir, hayatında yolunda gitmeyen şeylerin negatif etkilerinden kurtulabilir.
  • Dengeli ve sağlıklı beslenmek fiziksel sağlık kadar ruhsal sağlık için de çok önemlidir. Bu bağlamda öncelikle Omega 3, protein, çeşitli vitaminler ve mineraller açısından zengin beslenmek depresyon ve stres riskini azalttığı için gebe kalmayı da kolaylaştırabilir.

Paylaş:
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar