Paylaş:

Üreme yetisi çoğunlukla doğumla birlikte gelir, sonrasında yaşam tarzı, beslenme şekli, çevresel etkenler derken yeti artabilir veya azalabilir. Doğurganlık tıbbı dinamiktir ve canlı bir bilim alanıdır. Bu konuda yapılan klinik çalışmalar ve testler her ne kadar yavaş ilerliyormuş gibi görünen bir süreç olsa da, araştırmalar her daim devam etmekte ve sürekli yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Bu yeni gelişmelerin, tıbbi keşiflerin çoğu doğal yolla sorunsuz bir şekilde çocuk sahibi olabilenler için küçük görünebilir, ancak üremeye yardımcı tedavilere ihtiyaç duyanlar için, araştırmacıların bu bireysel katkılarının tümü, yeni tedaviler, teknolojiler ve kısırlığa dair yeni yaklaşımlar hayati önem taşımaktadır. Zira araştırmacılar yeni yaklaşımları geliştirmek için kullanılan müthiş bir literatüre, çok zengin bir bilgi birikimine katkıda bulunmaktadır. Bu alanda elde edilen herhangi bir yeni bilgi parçası, önemli bir gelişmeye imkan veren bulmacanın en önemli parçası olabilir.

Tüp bebek tedavisi alanında çalışan tüm uzmanlar alanındaki en son haberler ve en son araştırmalarla yaklaşımlarını güncel tutmak için her gelişmeyi yakından takip etmekteler. Çünkü hem gebelik elde edebilme hem de eve canlı bebek götürebilme şansını artıran her bir gelişme hayati önem taşıyor. 

Doğurganlık ve doğurganlık tedavisinde eğilimler

Kısırlık ve doğurganlık tedavisine dair yaklaşım şekline dair yaygın fikir ve tutumlar zaman içinde değişme ve gelişme eğilimindedir. Zaten üremeye yardımcı tedaviler ve en çok da tüp bebek tedavisi her an kendine has sorunları, kendine has özellikleri olan bir hastanın özel ihtiyaçlarına odaklanmış durumdadır. Bu sebeple de tüp bebek tedavisine her daim daha geniş bir perspektifle yaklaşmak hem başarıyı artırır hem de çok daha aydınlatıcı olabilir. Bu bakımdan en son trend üremeye yardımcı yaklaşımları daha yakından incelemekte fayda var.

Üreme yetisi her geçen gün düşüyor!

Üreme yetisine dair yapılan çalışmalar, doğal yolla gebe kalabilme şansının her geçen gün düştüğünü gösteriyor. 2007’den 2017’ye kadar olan süreyi kapsayan 10 yılda Amerika’da toplam doğurganlık oranlarının kırsalda % 9, küçük ve orta ölçekli eyaletlerde % 16 ve şehir merkezlerinde% 18 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca artık kadınların bebek sahibi olmak içi daha ileri yaşları beklediği ve bununla da bağlantılı olarak gebe kalmak istediğinde ise normalden daha fazla beklemesi gerektiği biliniyor. Kadınlar gebeliği ne kadar ertelerse gebe kalabilme süreci de o kadar uzayabiliyor ve daha az sayıda çocuk sahibi olabiliyor.

Birçok kadının otuz yaşlarının ortasına kadar bir bebek sahibi olmayı denemediği ve ileri yaşlarda denediğinde ise gebe kalmakta zorlandığı göz önüne alındığında, uygun olan dönemde gebe kalmaya çalışmak, üreme yetisinin ne durumda olduğuna dair bilgi sahibi ve proaktif olmak önemlidir. Kadınların doğurganlığının yumurtaları yaşlandıkça hızla azaldığı ve nihayet gebe kalmaya hazır olduklarında ise başarısızlığın olası olduğu biliniyor. Bu bakımdan özellikle de kadınlar gelecek için planlar yaparken doğurganlık yetisini ileri dönemlere kadar saklayabilme, mümkün değilse de mümkün olan en doğru zamanda gebe kalma önerilir. 

Genç kadınlar için doğurganlık testleri

Madem yaş ilerledikçe üreme yetisi hızla azalıyor, doğurganlık testleri kesinlikle çok önemlidir. Yirmili yaşlarındaki genç kadınlar ve 30’lu yaşlarının başındaki kadınlar üreme yetilerinin ne durumda olduğu hakkında acil bir kaygı duymayabiliyorlar. Ancak kaygı değil belki, ama doğurganlık yetisinin daha ne zamana kadar aktif olabileceğini öğrenmekte ve ona göre bir gebelik planı yapmakta fayda var. 

Doğurganlık testleri, adet döngüsünün herhangi bir aşamasında ve hatta hormonal doğum kontrolü yöntemleri kullanılıyorken bile yapılabiliyor. Yumurtalık rezervini, halen sahip olduğu sağlıklı yumurta sayısını öğrenmek için bir anti-mulleran hormonu (AMH) kan testi ve ultrason muayenesi yeterli olabilir. Bu şekilde şu anda doğurganlık yetisinin ne durumda olduğu anlaşılabilir ve buna göre gebelik için en uygun zamanı, şu an bir bebek için uygun değilse yumurta dondurmayı düşünmek gerekip gerekmediğine dair doğru karar vermek mümkün olabilir. Erken dönemde yapılan doğurganlık testlerinin sonuçları üreme yetisini kaybetmeden bebek sahibi olabilmek için doğru zamanı belirlemede güçlü bir veridir. Bir sorun olana kadar, gebelik olamadığını denemelerle görmeyi beklemek yerine, genç kadınlar bu durumun yönetimini kendi ellerine alabilirler ve gelecekleri hakkında bilinçli seçimler yapmak için ihtiyaç duydukları bilgiye sahip olabilirler. 

Doğurganlığı korumak mümkün!

Kadınların yaşının doğurganlığın en önemli sınırlayıcı faktörlerinden biri olduğu hayatın talihsiz bir gerçeğidir. Ancak insan doğası çoğu zaman insanın üreme penceresinin gerçekleri hakkında neredeyse çok geç oluncaya kadar inkar etme eğilimindedir. Daha doğrusu üreme yetisinin bu kadar hızlı azalabileceğini düşünmek istemiyoruz. Doğurganlık yetisinin ne durumda olduğu, bunun nasıl korunabileceği gibi hususlar çoğu zaman ulaşılması zor çok ileri teknoloji olarak görülür, işlemlerin çok fazla stres, ıstırap ve masraf getirdiği düşünülür. Ancak bu her zaman böyle olmak zorunda değildir. Doğurganlığın korunması veya yumurtaların dondurulması, oldukça uzun bir süredir uygulanan, hiç de zor olmayan bir işlemdir. Seçilen en kaliteli yumurtaların dondurulması, her geçen gün popülerlik kazanmaya devam ediyor. Yumurta dondurmak demek, ileri yaşlarda bile gebe kalabilmek demek olduğundan çok önemlidir. Yumurta dondurma işleminin maddi açıdan imkan gerektirdiği bilinmekle birlikte, ileri yaşlarda gebe kalmak istendiğinde başarısız olmanın ya da üreme için gereken ekstra işlemlerin getirdiğinden daha yüksek bir maliyet de söz konusu değildir. Her geçen gün daha fazla kadın yumurtalarını daha erken yaşlarda dondurmayı seçiyor, hamile kalmaya hazır olana kadar üreme yetisini verimli bir şekilde saklıyor. Tıp dünyasında hiçbir alanda hiçbir zaman bir garanti olmamasına rağmen, yumurta dondurma işlemi doğurganlığın korunması için daha fazla şans sunduğu için önemlidir.

Doğurganlık tedavisi için yeni teknolojiler

Teknoloji, üreme alanında eğitim almış ve bu alana hizmet eden uzmanların hemen hemen her yaklaşımının merkezinde yer almaktadır. Kısırlıkla mücadele eden hastalara tüp bebek tedavisi gibi potansiyel olarak hayat değiştiren, gelişmiş doğurganlık tedavileri sunabilmeye olanak veren en önemli şey de teknolojidir. Bu nedenle de hastaları mutlu edebilecek ve onların hayatında devrim yaratabilecek teknolojiler her daim heyecan verecektir. 

INVOcell

2016 yılında piyasaya sunulan INVOcell, döllenme ve kuluçka için vücuttaki yumurtaları ve spermleri tutan bir sistemdir. Tüp bebek tedavisinde oluşturulan embriyoların, kadının rahmine aktarılmadan önce yerleştirilen bir cihaza kuluçkalanmasına olanak veren teknoloji INVOcelldir. Tüp bebek tedavisini daha ekonomik hale getirebilecek yeni bir gelişme olan INVOcell, daha fazla hastanın bebek sahibi olabilmesi için başarılı bir seçenektir.

INVOcelle işleminin ilk kısmı geleneksel tüp bebek tedavisi gibidir. Yumurtalıklar yumurtlama için uyarılır, oluşan yumurtalar toplanır ve embriyo oluşturmak için laboratuvarda baba adayından alınan sperm ile birleştirilir. Bu noktada, embriyolar anne adayının vücudunda 5 gün boyunca taşıdığı bir INVOcell cihazına yerleştirilir. Kuluçka süresinin sonunda ise embriyolar hemen rahme transfer edilir ya da dondurulur. Bu şekilde elde edilen başarılı bir hamilelikten sonra sağlıklı ve canlı bir bebek dünyaya getirmek mümkün olabilir. 

Uzmanlara göre;

  • INVOcell tüp bebek tedavisinde canlı doğum yapabilme şansını yaklaşık % 48 kadar artırmaktadır. 
  • INVOcell genel olarak daha ucuzdur ve hastaları klasik tüp bebek maliyetlerinden % 40’a varan oranda kurtarabilmektedir. 
  • INVOcell işlemi klasik tüp bebek tedavisine göre daha az sayıda klinik ziyareti gerektirmektedir. 
  • INVOcell ile daha hafif bir yumurtalık stimülasyonu süreci geçer ve
    anne adayına kendi vücudunu bir inkübatör olarak kullanma şansı verir. Bu sayede sürecin daha da büyük bir parçası olmaya olanak veren bir uygulama olur.

INVOcell nasıl çalışır?

INVOcell uygulamasında doktorun yapacağı ilk şeylerden biri, anne adayının vücudunun yumurta üretmesine yardımcı olmak için yumurtlama ilacı yazmaktır. Yumurtalar gelişince doktor, yumurtaları toplar ve ardından yumurtalar sperm ile birleşir. INVOcell kültür cihazının işe koşulduğu yer de burasıdır. Sonrasında;

  • Aşama 

Yumurtalar ve spermler, döllenme ve kuluçka için kültür cihazına yerleştirilir.

  • Aşama 

Doktor, daha sonra kültür cihazını vajinaya yerleştirecek. Bu süre zarfında, sıcak banyo yapmak veya sauna kullanmak gibi vajina ısısını değiştirebilecek, artırabilecek herhangi bir fiziksel aktiviteden kaçınmak gerekiyor. INVOcell cihazı vücudundayken kadının neler yapabileceği ve neler yapamayacağını doktor tarafından ayrıntılı olarak anlatılacaktır. 

  • Aşama

Bu inkübasyon süresi bittikten sonra doktor, cihazı anne adayının vücudundan çıkarır ve gelişen embriyoların kalitesini ve miktarını inceler.

  • Aşama

Doktor ve embriyoloji ekibi rahme hangi embriyonun transfer edileceğine karar verir. Oluşan embriyolardan rahme transfer edilmeyenler ise dondurulabilir.

Veri analizi üreme başarısını artırır!

Veri analizi her zaman doğurganlık tedavisinin önemli bir parçası olmuştur. Ancak üreme tıbbı teknolojisi her geçen gün daha hızlı ve daha güçlü hale geldikçe, büyük veri tabanları ile yardımcı eğilimleri tespit etme olanağı da artmaktadır. Bu durum kesinlikle olumlu etki vermektedir. Belki de yakın gelecekte bu teknoloji ve yapay zeka doğurganlık tıbbı da dahil olmak üzere tüm tıp dallarında kullanılabilecektir. Tıp ve özellikle de üreme tıbbı alanındaki gelişmeler yaşamları değiştiriyor. Her geçen gün kazanılan daha akıllı veri analizi stratejileri sayesinde, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığından mustarip kadınlara yardım etmek mümkün olabiliyor. Bu da tüp bebek tedavisi uygulanan hastaların üreme hücreleriyle sağlıklı embriyo elde edilebilir mi, embriyo transfer edildikten sonra gebelik gerçekleşir mi, gebeliğin seyri nasıl olabilir gibi sorulara yanıt bulabilmeye yardımcı olabilir.

Endometrial reseptivite (rahim zarının embriyoyu kabul etme gücü) testi

Endometrial reseptivite testi, tüp bebek tedavisi ve embriyo transferi için en doğru zamanı belirlemeye yardımcı olabilecek oldukça yeni bir testtir. Bu test sayesinde rahim astarının en alıcı olduğu gün embriyo transferi planlanabilir. Bu da hamile kalma şansını artorabilir. Endometrial alıcılık testi, kadının endometrial dokusu örneğindeki 238 genin incelenmesine olanak verir. Rahim astarı embriyonun tutunmasına uygun olduğunda, bu endometrial hücrelerin genetik materyali, bu hücrelerin ürettiği RNA miktarına bağlı olarak benzersiz bir oluşum göstermektedir. Araştırmacılar, 12.000’den fazla endometriyal doku örneği içeren geniş bir veri tabanı kullanarak, kadının döngüsünün farklı zamanlarında üretilen RNA seviyelerini belirleyebilir. Sonra veri setine gelişmiş bilgisayar algoritmaları uygulanır. Bu şekilde spesifik örneklere göre rahim zarının “alıcı” veya “alıcı olmayan” özellikte olduğunu söyler. Bu şekilde elde edilen bulgular sayesinde embriyo transferleri için en doğru zamanı bulmak mümkün olabilir. 

Uzmanlara göre, endometrial reseptivite testi üremeye yardımcı tedavilerin daha doğru ve faydalı olmasına yardımcı olabilmektedir. Bilim adamları bu test sayesinde, hücre şekli ve kompozisyonunun değişkenliğini ve bunun endometriyal dokudaki gen ekspresyonu ve alıcılıkla nasıl ilişkili olduğunu ölçebilmekteler. Bu yeni yaklaşım, hastalar için daha spesifik bir gen ekspresyonu profil analizi yöntemi sunmaktadır. 

Daha spesifik bir embriyo taraması için İmplantasyon Öncesi Genetik Test (PGT)

Embriyoların genetik taranması tüp bebek tedavisi uygulanan birçok hasta için önemli bir seçenek haline gelmiştir. İmplantasyon Öncesi Genetik Test (PGT) , çok sayıda genetik hastalık için embriyoların potansiyel olarak rahme aktarılmasından önce taranmasını mümkün kılmaktadır. Son zamanlarda, embriyoların cinsiyet seçimi için de kullanılmakla birlikte etik olmadığı için uygulanması uygun görülmez. Bu yeni “poligenik test”, kalp hastalığı, meme kanseri, tip 1 ve tip 2 diyabet, enflamatuar barsak hastalığı ve hatta zeka seviyeleri dahil olmak üzere birden fazla gen içeren özelliklere bakmayı olanaklı kılmaktadır. Bu testte taramaya olanak verilen cinsiyet, zeka gibi birkaç alanla ilgili bazı ciddi etik tartışmalar var, ancak saf bir bilim perspektifinden bakıldığında bu çok önemli bir gelişmedir. Gelecekte bir tarama aracı olarak kullanılmasından ziyade, bu tür bir test, embriyolarda gen tedavisi ve onarım yapılmasını mümkün kılabilir.

Tıp dergilerinde yayınlanan sonuçların ve bulguların bazıları pratik uygulamadan kısırlık tedavilerine kadar pek çok alanda kullanılabilmekte ve kısırlıkla mücadele eden çiftlere gelecek için umut vermektedir. 

DHEA tedavisi

Edinburgh Üniversitesi’ndeki araştırmacılar Doğurganlık ve Sterilite alanında doğurganlık hormonu DHEA’nın kullanımı ile ilgili olarak çalışmalar yaptılar. DHEA tedavisi ile bu hormonu bir tedavi olarak kullanmanın, yaşlı kadınların rahimlerinin embriyoyu algılama yetisini artırarak başarılı bir implantasyon şansı verebileceği bulunmuştur. İleri yaştaki tüp bebek tedavisi ile gebe kalmak isteyen kadınlar bazen tekrarlayan implantasyon başarısızlığı ve daha yüksek oranda düşük yapma riskleri ile mücadele etmekteler. Rahmin embriyoyu kabul etmemesinin birçok olası nedeni vardır. Ancak vücudun uterus astarını üretme şeklindeki değişikliklerin embriyoyu kabul etmemesine veya düşüğe olabileceğinden şüphelenilmektedir. 

Genellikle rahim, embriyo için alıcı bir ortam oluşturmak ve implantasyonun gerçekleşmesini kolaylaştırmak amacıyla endometriyal astarda artan protein üretimini işaret eden adet döngüsü sırasında hormon salgılamaktadır. Kadın yaşlandıkça, bu proteinlerin seviyeleri düşebilir ve bu da implantasyon ve hamilelik riskini azaltabilir.

Araştırmacılar, 40 yaşlarında rahimle ilgili ameliyatlar geçiren kadınlardan rahim dokusu DHEA ile tedavi edildiğinde, başarılı ve sağlıklı bir embriyo implantasyonu yaşanabileceğini, bununla ilgili bazı protein seviyelerinin iki katına çıktığını keşfetmişlerdir. Ayrıca DHEA dokusundaki aktif androjenlerin de bu tedavi ile arttığı ve androjenlerin rahim alıcılığında önemli bir rol oynayabileceği konusunda değerli bir ipucu sağladığı da tespit edildi. Bu bulgular 40 yaşın üstündeki kadınlar için tüp bebek tedavisi başarı oranlarını artırma potansiyeline sahip olan çok heyecan verici bir olasılığa işarettir.

Polarize ışık

2018 yılında 34. Avrupa İnsan Üreme ve Embriyoloji Derneği’nin heyecan verici bir sunumunda, Avustralyalı bir bilim adamı, tüp bebek laboratuvarlarının yumurta kalitesini değerlendirme şeklini iyileştirme potansiyeline sahip yeni bir araştırma sunmuştur. Araştırmacılar, ICSI prosedürü sırasında laboratuvardaki yumurtaları incelemek için non-invaziv bir polarize ışık tekniği kullanarak, oositlerin (yumurta hücrelerinin) şeklinin ve profilinin “dölleme belirleyici belirteç” gibi, yani yumurtanın blastosist oluşumu potansiyelini artırabileceğini keşfetti. Non-invaziv bir polarize ışık tekniği sayesinde 5. gün embriyosunun genetik normalliği tespit edilebilecek. Bu da döllenme olduktan sonra canlı blastosistlere dönüşmesi muhtemel yumurtaları tanımlamanın nispeten daha basit bir yolu olabileceği anlamına gelir. Bu sayede tüp bebek tedavisinde embriyologların doğru embriyoyu seçebilmesi çok daha kolay olacak, tedavinin başarı şansı artabilecektir. 

Yukarıda sıralanan tekniklere ek olarak tüp bebek tedavisinde her gün pek çok şeyin değiştiği ve her geçen gün neredeyse imkansıza yakın vakalarda gebelik elde edilebildiğinin altını çizmekte fayda var. 

Paylaş:
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar