Kısırlık (İnfertilite) ve Tedavisinin Psikolojik Etkileri

Paylaş:

kisirlik-ve

Kısırlık ve tedavi etmek için uygulanan tıbbi müdahaleler, hastanın kaygı, depresyon ve stres oranının artmasına neden olabilir.

Tüm dünya genelinde kısırlıktan muzdarip olan kişiler, normal düzeyde ya da pek çok tıp uzmanının bir aşırılık olarak nitelendirebileceği düzeyde psikolojik travma yaşıyor. Bu bağlamda yaklaşık 1,3 milyon kısır hastanın yüz yüze geldiği psikolojik sorunlar için, maalesef tıp dünyası çok da fazla bir şey yapmamıştır. Fakat Amerika Birleşik Devletleri’nde kısırlık tedavisinin yanında, kısırlığın psikolojik etkileriyle de başa çıkabilme bağlamında da düzenli uygulamalar yapılıyor.

Gelişmiş, modern dünyada yaşayan çiftlerin yaklaşık % 5’i ya birincil infertilite (hiç çocuğu olmayan) ya da ikincil infertilite (bir veya daha fazla çocuğun doğumunu takiben bir sonraki bebek için hamile kalmama) yaşıyor. Uzmanlar; geçmiş dönemlerde kısırlık olgularının sadece yarısının fiziksel kökenli olduğunu, geri kalanın açıklanamayan kısırlık (nedeni belirlenemeyen kısırlık) vakası ya da kadınlarda psikosomatik problemlerin sonucunun olduğunu düşünüyordu. Ancak günümüzde yapılan araştırmalar, infertilite vakalarının çoğunun erkek veya kadının sahip olduğu fizyolojik bir sorunundan kaynaklandığına işaret ediyor. Kısırlıktan muzdarip olan kadınların yaklaşık üçte birinde fizyolojik bir problem tespit edilirken, erkeklerin ise onda birinde fizyolojik problem tespit edilmekte. Vakaların % 10’u ile % 20’sinde infertilitenin temel sebebi belirlenemiyor.

Ancak kısırlığın sebepleri ezici bir çoğunlukla fizyolojik olmakla birlikte, kısırlık tedavisinin fiziksel ve duygusal zorlukları ile sıklıkla şiddetlenerek ortaya çıkan kalp rahatsızlığı büyük bir psikolojik zarara neden olabiliyor. Örneğin doğum kliniğinde 200 çiftin katıldığı bir çalışmada, kadınların yarısı ve erkeklerin% 15’i infertilitenin hayatlarının en üzücü tecrübelerinden biri olduğunu belirtiyor.

kadin-kisirligi

Araştırmadaki kısır kadın ve erkekler stres azaltma programına girmeden önce standart bir psikolojik anket doldurmaktadırlar. Ankete katılan 488 Amerikalı kadınla ilgili araştırmada, infertiliteye sahip kadınların kanser, hipertansiyon ya da kalp krizi gibi rahatsızlıklar yaşadıkları ya da yaşama endişesi duydukları veya ağır depresyon içine girdikleri tespit edilmiştir.

Erkeklerin kısırlık sorununa gösterdikleri fiziksel ve duygusal tepkiler konusunda daha az araştırma yapılmış, ancak kadınlara göre daha az sorun yaşadıkları biliniyor. Bununla birlikte, bir çalışmada erkeklerin bu soruna verdikleri tepkinin kısırlık teşhisinin konulup konulmamasına bağlı olduğu da görüldü. Şöyle ki; erkekler kendilerine kısırlık teşhisi konulduğunda eşlerine olumsuz tepki göstermez, daha çok kendilerine yönelik iç savaşlar verirlerken, kadınların hem kendilerine hem de eşlerine karşı çok agresif ve depresif yaklaşabildikleri görülmüştür. Başka bir deyişle erkekler, kısırlığın kendilerinden kaynaklandığını öğrendiklerinde tıpkı kadınlar gibi düşük benlik algısı, damgalama, içe kapanma ve depresyon gibi olumsuz duygu ve tutumlara girerler.

Özet olarak;

  • Tıp dünyasının yeni odak noktası kısırlığın fiziki nedenlerinden çok, psikolojik sebep ve sonuçları üzerinedir.
  • Kısırlık ilaçlarının yan etkileri, maddi yetersizlik endişeleri ve sonucun belirsiz olması gibi sorunların hepsi infertiliteye bağlı strese katkıda bulunuyor.

stress

Kısırlık ve tedavi stresi

İnfertil olduklarını öğrenen bireyler, hayatında çok önemli bir kayıp yaşayıp da yas tutanlarla kıyaslandığında daha normal sayılabilirler, ancak yine de neredeyse o kadar çok üzücü duygular içine girerler. Zira bebek sahibi olamayacağını bilmek de kişiler için ekstra bir kayıp anlamına geliyor. Kısırlık durumunu öğrenen kişilerin tipik tepkileri genellikle; şok, keder, depresyon, öfke ve hayal kırıklığı yanı sıra benlik saygısını kaybetme, kendine güvenmeme ve kendi kaderini kontrol edebilme arzusu bulunur.

Kısırlık teşhisi konan kişi acı çekerken, onun ilişki halinde bulunduğu hemen herkes de bu acıdan, üzüntüden, hayal kırıklığından ve öz güven eksikliğinden az ya da çok nasibini alır. Burada sadece bir eş ya da eş ile olan temel ilişki değil, iş, sosyal yaşam ve kısır kişiye dair neredeyse her şey, herkes bu sorundan etkilenebiliyor. Elbette bir de bu sorunun olumlu maksatla yapılan, ancak genelde olumsuz ve yanlış sonuçlara yol açan “eş, dost tavsiyeleri” husus var. Bunu önlemek, bundan kaçınmak için kimi zaman kısır çiftler, hamile arkadaşları ya da çocuk sahibi olan yakınlarıyla bile görüşmekten kaçınabiliyor. Aynı zamanda kısırlığın yarattığı kaygı ve mutsuzlukla, çiftlerde cinsel işlev bozukluğu ve diğer pek çok evlilik çatışmaları yaşanabiliyor.

Kısırlığı tedavi etmek için neredeyse 40 çeşit tedavi yöntemi var. Hastaların yaklaşık % 85-90’ına ilişki zamanlaması hakkında tavsiyede bulunmak, yumurtlamayı teşvik edici ilaçlar reçete etmek veya düşükleri önleyici ve üreme organlarını onarmaya yönelik ameliyatlar gibi geleneksel tedavi yöntemleri başarılı bir gebelik elde etmek mümkün oluyor.

Hastaların sadece % 3’ünde “In Vitro Fertilizasyon” (IVF) gibi gelişmiş yardımcı üreme teknolojisi kullanılıyor. Tıbbi müdahaleler, hastalar için çok gerekli olan yardım ve umutlar veriyor. Ancak bu bağlamda yapılan çalışmalar, kısırlık tedavisi sürecinin de hastaların halihazırda kısırlıktan dolayı yaşadıkları stres, kaygı ve üzüntüyü artırdığını gösteriyor.

ilac

İlaç yan etkileri de bir soru işareti barındırıyor!

İnfertiliteyi tedavi etmek için kullanılan ilaçlar ve hormonlar çeşitli psikolojik yan etkilere neden olabilir. Örneğin, yumurtlamayı iyileştirdiği ve sperm üretimini arttırdığı için sıklıkla reçete edilen sentetik östrojen klomifen sitrat, kadınlarda anksiyete, uyku bozukluğu, ruh hali değişiklikleri ve sinirlilik yaratabiliyor. Ancak bu yan etkiler erkeklerde belgelenmemiştir. Zira kısırlık tedavisi için erkeklerin ilaç kullanmasını gerektiren durumlarla nadiren karşılaşılıyor ya da kullanılan ilaçların olumsuz etkiye yol açma riski daha düşüktür. Bunlar dışında kullanılan diğer kısırlık tedavisi ilaçları da; depresyon, sinirlilik, algılama güçlükleri ve düşünce sorunlarına neden olabiliyor. Hastaların gösterdiği hangi reaksiyonların psikolojik olduğunu ve bunlara hangi ilaçların neden olduğu belirlemek zor olabilir. Ancak nedenleri tespit etmek, bir sonraki adımları belirlemek için gereklidir.

Maddi endişeler, yıkıcı olabilir!

Kısırlık tedavilerinin maddi boyutu için devlet katkısı, pek çok çifte yeterli gelmemekte ya da bu katkıyı alabilmek için istenen şartları pek çok çift karşılayamamaktadır. İnfertilite tedavilerinin masraflarının zorlanarak mı, yoksa rahatlıkla mı karşılandığı hastaların psikolojik durumu için çok önemlidir. Örneğin; embriyolar için uygulanan bir IVF döngüsünün ortalama maliyeti, doğurganlığı artırıcı ilaçlar, sperm ve yumurta kalitesini artıran ilaçlar ve klinik uygulamalar için gereken miktar çiftleri zorlamaktadır. Sigorta kapsamında olmayan ya da tedavi için ödeme yapma olanağı bulunmayan hastalar için, tedaviyi alamamak kişinin çaresiz ve umutsuz hissetmesine sebep oluyor. Sigorta kapsamındaki hastalar bile, bazı ilaçları ücret karşılığı almak durumunda kalıyor.

tup-bebek-ilaclari-kilo-yaparmi

Elimizdeki seçenekler ve sonuçlar

İnfertilite müdahalelerinin tamamı göz önünde bulundurulduğunda, hastaların yaklaşık yarısı tedavi ile bebek sahibi olabiliyor. Bu bağlamda kısırlık tedavisinde başarı elde etme şansının ilerleyen yaşla ve özellikle de kadının yaşının ilerlemesiyle azaldığının da altını çizmekte fayda var. Anne, baba olacak olmak, kısırlık tedavisi gören pek çok çift için çok sevindirici bir durum. Ancak anne ve baba adaylarının hem hamilelik sırasında hem de doğumdan sonra, yeni rol ve baskılara uyum sağlamayı da öğrenmeleri gerekiyor. Örneğin; tekrarlayan düşükler yaşayan, gebelikte işine devam edip edemeyeceği konusunda endişeli olan kadınların bu sürece alışmak için de ekstra bir yardım alması gerekebilir. Daha yaşlı çiftler ise, amniyosentez gibi doğum öncesi muayenelerin yapılıp yapılmayacağına karar vermek durumundalar.

Diğer yandan tedavi başarısızlığı; acılı ve sıkıntılı bir döngüyü tetikleyebilir. Şöyle ki, gebe kalamadığı için mutsuz ve psikolojik olarak sorunlu bir durum içinde olan bir kadının gebelik elde etmesi, daha mutlu bir kadına göre daha zordur. Yani gebe kalamadığı için stres ve depresyon yaşayan kadın, stres ve depresyon yaşadığı için de gebelik olasılığını daha fazla düşürüyordur. Bu da kısır bir döngü olarak devam eder.

Tedaviyi ne zaman durdurmak gerektiğini, ne zaman tedaviden vazgeçmek gerektiğini de bilmek gerekiyor. Zira sonsuza dek çocuk sahibi olmayı, gebe kalmayı beklemek, umut etmek de sağlıklı değil.  Bu bağlamda bazen eşlerden birisi ümitsizliğe kapılıp tedavinin ortasında vazgeçebiliyor, tedaviyi yarım bırakabiliyor. Hastaların çoğu ise birkaç denemenin, tedavinin ardından biyolojik çocuk isteğini yavaş yavaş kaybediyor. Bundan sonrasında evlat edinme ya da çocuksuz yaşama gibi eğilimler baş gösteriyor.

Sinirsel, zihinsel bozukluklar yaşamak mümkün!

Olgu sunumları ve kişisel rapor ölçümlerini kullanan çalışmalar, infertil hastaların diğer insanlara göre daha sıkıntılı olduğunu gösteriyor. Ancak daha ayrıntılı araştırmalar, anksiyete, depresyon ve diğer zihinsel sağlık bozukluklarının kısırlık tedavisi görenlerde, genel popülasyondan daha fazla olmadığı şeklinde sonuç veriyor. İnfertilite tedavisinde hastalar, duygusal ve fiziksel hastalıklar ve sorunlarla uğraştıkları için, geçici olarak ciddi zihinsel sağlık sorunları yaşamaları da muhtemeldir.

Örneğin, Tayvan’da yapılan bir çalışmada, yardımcı üreme tedavisi isteyen 112 kadın titizlikle incelendi. Bu çalışmada hem bir psikiyatr bazı ölçeklerle hastaları değerlendirdi hem de hastalar kendini değerlendirme ölçeğini doldurdular. Tayvan’daki kısır kadınların kaygı ve depresyon düzeyleri diğer toplumlarda bulunanlardan daha yüksekti. Sonuçları göre araştırmacılar, çalışma popülasyonunun % 23’ünde yüksek oranda endişe, % 17’sinde majör depresyon, hastaların % 6’sında ise acil tedavi edilmesi gereken ciddi psikolojik sorunların varlığı tespit edildi.

İnfertilite tedavisi mevcut psikiyatrik koşulları daha da kötüleştirebilir. Örneğin, depresyon öyküsü olan infertil kadınlar, kısırlık tedavisi esnasında diğer infertil kadınlara göre çok daha şiddetli bir depresyon yaşayabilir.

Yardımcı olabilecek terapiler

Kısırlık tedavisi gören ve bundan dolayı psikolojik sorunlar yaşayan birçok hasta sorunlarıyla kendi başına baş edebilmenin bir yolunu buluyor. Bu bağlamda arkadaşlarından, ailesinden veya şu anda kişisel olarak ve çevrimiçi olarak mevcut olan birçok infertilite destek grubundan yardım alıyor. Ancak bu grubun dışında kalan diğerlerinin kesinlikle ekstra olarak yardıma ve psikolojik tedaviye ihtiyacı var.

g-noktasi-buyutma

Danışmanlık almak işe yarar!

Kısa vadeli danışmanlık tavsiyeleri hem yaygın hem de işe yarar çözümlerdir. Özellikle sorunlarla, stresle baş etme stratejilerini artırmak ya da hastalar tedavi sırasında birçok seçenekle karşı karşıya kaldıklarından karar verme konusunda yardım etmek bu süreci daha mutlu atlatmayı sağlar. Duygudurum bozukluğu ya da uyku düzeninde uzun süreli değişiklikler yaşayan, ilişki sorunları olan hastalar, çok daha çabuk kaygı veya depresyona girebilecekleri için daha kapsamlı bir değerlendirmeye alınmalıdır.

Bu işin ideali; hastaların infertilite tedavisine başlanmadan önce danışma hizmeti almaya başlamalarıdır. Çünkü bazı çalışmalarda (hepsi değil) depresyon, kaygı ve stres gibi psikolojik faktörlerin ele alınmasının, bu sorunların çözülmesi ve tedavi edilmesinin, gebe kalma artırabileceği görülmüştür. İnfertilite hastaları ile çalışan uzmanlar; yorgunluğu gidermek, stresi, kaygıları azaltmak ve başkalarıyla olan iletişimi geliştirmeye dair bilgi sahibidirler.

Psikoterapi, gerekebilir!

Özel terapi çeşitleri de yararlı olabilir. Zira her hastanın ihtiyacı, talebi farklıdır. Örneğin, araştırmalar; kişilerarası terapinin, ilişkilerin geliştirilmesine veya başkalarıyla çatışmaları çözmeye odaklandığını, bilişsel davranış terapisinin ise sağlıksız tutum veya davranış biçimlerini tanımlayarak ve değiştirmeye çalıştığını gösteriyor. Bu bakımdan psikoterapinin hafiften ılımlı, orta düzeyde infertil hastalara rahatlama sağlayabileceği sonucuna varılmıştır. Araştırmacılar, psikoterapinin bireysel olarak çiftlere veya bir gruba uygulanarak anksiyete veya depresyon için faydalı olabileceğini gösteriyor.

Rahatlama teknikleri kullanılabilir!

İnfertilite ve tedavisinin sıklıkla ciddi oranda strese neden olduğu göz önüne alındığında, uzmanlar çeşitli rahatlama tekniklerini öneriyorlar. Örneğin, konsantrasyon meditasyonu, derin nefes alma ve yoga stres yönetimi özellikle teşvik ediliyor.

İlaçlar, önerilebilir!

Antidepresan ve anti-anksiyete ilaçları semptomlar orta düzeyde ya da çok şiddetli olduğunda kullanılıyor. Bununla birlikte, psikiyatrik ilaç kullanan kadınların gelişmekte olan fetusa yönelik riskleri göz önünde bulundurmaları doğru olacaktır. Tedaviyi daha da etkili hale getiren bazı infertilite ilaçları psikiyatrik ilaçlarla etkileşime girebilir. Örneğin, ovulasyonu düzenleyen doğum kontrol hapları, lorazepam (Ativan) da dahil olmak üzere bazı benzodiazepinlerin kan seviyelerini düşürebilirken, alprazolam (Xanax) ve imipramin (Tofranil) gibi diğer ilaçların kan düzeylerini yükseltebilir. Hastalar ve uzmanlar ilaç konusunda kararlarını verirken, bu faktörlerin hepsini tartmak önemlidir.

Zor kazanılan çözüm

İnfertilitenin psikolojik zorlukları çok ağır olmasına rağmen, çoğu hasta, sonunda biyolojik çocuklara anne-baba olma, çocuk sahibi olma veya çocuksuz bir hayat kurmaya karar verme gibi çok farklı türde bir kararlar verebiliyor. Fakat bu karar genellikle zor ve hastalar kimi zaman infertilite ve bu tedavi deneyimiyle sonsuza dek değişebiliyor.

Paylaş:
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar