Paylaş:

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmeyi hayal eden kadınların bazıları için bu mümkün olmayabiliyor. Günümüzde doğal yolla gebelik elde edemeyen çiftlerin sayısı hızla artıyor, kısırlık artık daha sık rastlanan bir sorun haline geliyor. Kadından ya da erkekten kaynaklanan sorunlardan dolayı hiç gebelik elde edemeyen, gebe kalıp kısa süre sonra gebeliği düşükle sonlanan, tekrarlayan düşükler yaşayan, ilerleyen gebelik haftalarında bebek kayıpları yaşayan, gebeliği ölü doğumla sonlanan kadınlar için hayat hiç de kolay olmuyor. Bu tür nedenlerle doktora başvuran çiftlere yapılan pek çok farklı test, tahlil ve muayene ile bu tür üreme sorunlarına sebep olan faktörler ortaya çıkarılabiliyor. Kısırlık ya da gebelik kaybı gibi sorunlarda ve özellikle de tekrarlayan düşük vakalarında çiftlerin vakit kaybetmeden doktora başvurmaları gerekir. Çünkü bu tür sorunlara sebep olan etken her ne ya da neler ise bunların bir an önce belirlenip ortadan kaldırılması yönüne gidilmelidir. Aksi halde söz konusu çocuk sahibi olabilmek olduğunda çiftin ve özellikle de anne adayının yaşı çok önemlidir. Yaş ilerledikçe kadınlarda gebe kalabilme yetisi hızla düşmektedir. Yani yaş ilerlemeden varsa sorunlar tespit edilmesi, çözümü için tedavi alınmalıdır. Zira özellikle de bir kez değil de, birkaç kez üst üste düşük yapan kadınların bir tedavi görmeden sağlıklı bir gebelik elde edebilmesi, canlı doğum yapabilmesi çok da mümkün olmayabiliyor.

Düşük nedir, neden olur?

Gebeliklerde en sık yaşanan sorunlardan birisi olan düşük, bir gebeliğin 20. haftasından önce sonlanması sorunudur. Bebeğin ağırlığı henüz 500 grama bile ulaşmamıştır, henüz gelişmekte olan bebektir, fetüstür. Tüm dünyada hamileliklerin en sık görülen komplikasyonu düşüktür. Aslında çok kesin olarak bilinmemekle birlikte bir gebeliğin düşükle sonlanma riski ortalama % 15 -40 arasındadır. Aslında pek çok kadın gebeliğin çok erken dönemlerinde düşük yapar, ancak çoğu kez normalden daha ağır bir adet kanaması olduğunu zannederek bunu fark edemeyebiliyor.

Düşükler konusunda yapılan istatistiklere göre düşüklerin yaklaşık; % 75’i gebeliğin 16. haftasından, % 62’si ise gebeliğin 12. haftasından önce gerçekleşmektedir. Gebelik dönemi ilerledikçe düşük olma riski de azalmaktadır.

Düşük, pek çok kadının yaşadığı bir sorun olmakla birlikte, düşüklerin birden fazla olması sorun arz edebilir, bir tür üreme problemi olduğuna işaret olabilir. Gebeliğin 20. haftasından önce ve bebek daha 500 gram olmadan 2 ya da daha fazla sayıda düşük olmuşsa, bu soruna “tekrarlayan düşük” adı verilir. Düşükte ve özellikle de tekrarlayan düşük vakalarında genetik faktörler en önemli sebebi oluşturmaktadır. Kadın bir kez düşük yaptıktan sonra yeniden düşük yapma riski ilk düşükten sonra % 25, ikinci düşükten sonra % 30 ve üçüncü düşükten sonra ise % 40 civarındadır. Daha doğrusu birinci ya da en fazla ikinci düşükten sonra bu soruna sebep olan faktör araştırılmamış ve tedavi yoluna gidilmemişse üç veya daha fazla sayıda düşük olma riski çok da yüksektir.

Düşük neden olur?

Gebelikte düşüğe neden olan çok sayıda faktör bulunmaktayken özellikle bazı hastalıkların düşüğü tetiklediği bilinmektedir. Hamile bir kadında mide bulantısı ve göğüslerde gerginlik gibi rutin bulguların aniden yok olması, gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam etmediğinin göstergesi olabilir. Bunun yanında anne ve baba adayının yaşı, beslenme alışkanlıkları, bağışıklık sistemi ile ilgili durumlar ve bazı hastalıklar da düşüğe sebep oluyor.

Anne adayının yaşı ve düşük

Kadınlar ve gebelik hususunda; anne adayının yaşı ilerledikçe korumasız düzenli cinsel ilişkide bulunulmasına rağmen gebelik elde edilene kadar geçen sürenin uzadığı ve gebeliğin sağlıklı devam etmesinin de aynı şekilde zorlaştığı bir gerçektir. Anne adayının yaşı ve düşük yapma riski arasındaki ilişki şu şekildedir:

  • Anne adayının yaşı 20’den küçükse % 9.9,
  • Anne adayının yaşı 20 – 24 arasında ise % 9.5,
  • Anne adayının yaşı 25 – 29 arasında ise % 10,
  • Anne adayının yaşı 30 – 34 arasında ise % 11.7,
  • Anne adayının yaşı 35 – 39 arasında ise % 17.7,
  • Anne adayının yaşı 40 – 44 arasında ise % 33.8,
  • Anne adayının yaşı 44’ün üstünde % 53.7

Baba adayının yaşı ve düşük

Gebeliğin gerçekleşmesi ve sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi ile baba adayının yaşı arasındaki ilişki, anne adayında olduğu kadar ciddi değildir. Ancak baba adayının 50 yaşın üzerinde olması, bebekte genetik anomali görülme riskini artırdığı için düşüklere neden olabilir.

Trombofili ve düşük

Anne adayında trombofili, yani kanda pıhtılaşma bozukluğu olması durumunda gebelik süresince anne adayının rahminde ve plasentada pıhtı oluşması engelleneceği için düşük olabilir.

Aşırı ve yanlış egzersiz ve düşük

Gebeliğin ilk üç aylık dönemi fetüsün tam olarak tutunabilmesi, yerleşebilmesi ve orada gelişebilmesi için çok önemlidir. Bu bakımdan gebeliğin ilk dönemlerinde sadece gebelik öncesinde yapılan hafif egzersizler yapılması uygundur. Ağır egzersizler bu süreçte düşüklere yol açabilir. Anne adayının vücut ısısında ani yükselmeye neden olacak ağır ve uzun süreli egzersizlerden kaçınmak önerilir. Özellikle de gebeliğin ilk haftalarında vajinal kanaması olan anne adaylarının hafif de olsa egzersiz yapmaktan kaçınmaları, günlük basit rutin dışında fiziksel aktivite yapmamaları gerekir.

Travmalar ve düşük

Gebeliğin başından sonuna kadar sağlıklı bir şekilde devam edebilmesinde anne adayının psikolojik durumu çok önemlidir. Özellikle de büyük travmalar ve aşırı stres düşük nedeni olabilir.

Yanlış zamanda ve şekilde cinsel ilişki ve düşük

Doktor kontrolünde normal devam ettiği görülen gebeliklerde cinsel ilişkinin kısıtlanmasına gerek olmaz. Ancak tekrarlayan düşük, vajinal kanama, lekelenme ve kasık ağrısı gibi şikayetleri olan anne adaylarının özellikle ilk haftalarda cinsel ilişkiye girmemeleri ve gebelik boyunca da anne adayını zorlayacak pozisyonlarda cinsel ilişki yaşamamaları önerilir.

Sağlıksız beslenme ve düşük

Gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesinde anne adayının sağlıklı beslenmesinin önemi çok büyüktür. Çünkü sağlıklı beslenme; yumurta ve sperm kalitesini, döllenmeyi ve sağlıklı bir embriyo oluşumunu etkilemektedir. Özellikle de gebeliğin başlarında anne adayının B12 vitamini eksikliği yaşaması düşüğe yol açabilir.

Genetik anomaliler, genetik faktörler  ve düşük

Düşüğe sebep olan en yaygın faktörler fetüsün gelişimindeki anomalilerdir. Bu konuda yapılan çalışmalar, düşüklerin pek çoğunun kromozomsal, yani genetik anomalilere bağlı olduğunu gösteriyor. Bebeğin taşıdığı genetik faktörler, düşüklerin en önemli nedenlerindendir. Her bireyin sahip olduğu her hücresinde 46 tane (23 çift) kromozomun 23 tanesi anneden, 23 tanesi de babadan gelir. Bir embriyo 46 kromozom taşır. Embriyo oluşumu sırasında yaşanan problemler kromozom sayısında anomalilere yol açar. Kromozomsal açıdan sorunlu embriyolar da fetüs evresinde düşükle sonuçlanır.

Rahim anomalileri ve düşük

Gebeliği oluşturan embriyonun rahme mümkün olan en doğru bir şekilde tutunabilmesi gebeliğin sağlıklı devamı açısından çok önemlidir. Araştırmalara göre tekrarlayan düşük yapan kadınların % 12- 15’inde çeşitli rahim anomalileri gözlenmiş ve bu bağlamda rahim anomalilerin düşüğe sebep olabildiği görülmüştür. Anne adayının rahminde bulunan bölme, rahim içi yapışıklıklar, çift rahim, miyomlar ve rahim ağzı yetmezliği gibi sorunlar düşüğe sebep olabilir.

Endokrin faktörler ve düşük

Hamilelikte en önemli hususlardan birisi hormonların yeterince ve dengeli bir şekilde salgılanmasıdır. Bu gebelik hormonlarından birisi de progesterondur. Luteal Faz Yetmezliği ya da Korpus Luteum Yetmezliği olarak adlandırılan endokrin faktörler de progesteron hormonunun yetersiz salgılanmasına ve dolayısıyla da düşüklere yol açabiliyor.

Polikistik over sendromu ve düşük

Kadınların çok sık yaşadığı sağlık sorunlarından olan ve kısırlığa da yol açabilen Polikistik Over Sendromu; yumurtalıklarda çok sayıda kistin oluşması ve kistler arasındaki dokuların artması durumudur. Genetik geçişli olan Polikistik over sendromu, kısırlık ve gebelik kayıplarına yol açan pek çok farklı immün problemle ilişkilidir. Polikistik over sendromunda kanda pıhtılaşma artar ve yüksek tansiyon gibi sorunlar da görülür, düşük yaşanma riski de fazladır.

Şeker hastalığı ve düşük

Kan şekerinin kontrol altında olması her yaştan herkes için çok önemlidir. Kan şekerinin gereğinden yüksek ya da düşük olduğu anne adaylarında gebeliğin düşük ile sonlanma riski artar. Bu bakımdan doktorlar, gebe kalmadan 2 ay öncesinden başlayarak kan şekerinin kontrol altına alınmasını önermekteler.

Tiroit bezi hastalıkları ve düşük

Tiroit hormonu, tüm vücut fonksiyonların, tüm sistemlerinin çalışmasında büyük önem taşımaktadır. Tiroit bezinin az çalıştığı, tiroit hormonunun gereğinden az salgılandığı vakalarda; boyunda şişlik, boyun ve çene ağrısı, düşük vücut ısısı, şişmanlık, kabızlık, halsizlik, kısırlık ve düşükler gibi sorunlar çok sık görülür. Bunun tam tersi olarak tiroit bezinin gereğinden fazla çalıştığı durumlarda ise; sinirlilik, çarpıntı, nefes darlığı, ısıya dayanıksızlık, yorgunluk, göz kapaklarında şişlik ve gözlerde kuruluk, fazla iştah, kilo kaybı, fazla terleme, saç dökülmesi, kaşıntı, kas güçsüzlüğü, ishal, adet düzensizlikleri, erken menopoz, kısırlık ve tekrarlayan düşük gibi sorunlar sıklıkla yaşanır. Bu bakımdan tiroit hormonunu kontrol altına almadan gebe kalmamak önemlidir.

Bağışıklık sistemi sorunları ve düşük

Bağışıklık sistemi, vücudun hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan çok faktörlü karmaşık bir sistemdir. Bağışıklık sistemi ile ilgili sorunlar da tüm vücut sistemlerinin fonksiyonlarını olumsuz etkilemekte, hastalıklara sebep olabilmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar, sebebi açıklanamayan düşüklerin büyük bir bölümünün bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı olabileceğini gösteriyor. Hal böyle olunca da bağışıklık sistemini tedavi ederek, düzenleyerek düşüklerin çoğu da önlenebilecektir.

Uzmanlar, tekrarlayan düşüklerin bağışıklık sisteminden de kaynaklanabileceğinin altını çiziyor. Gebelik kayıpları, düşükler ve başarısız tüp bebek denemelerini önlemek için bağışıklık sistemi sorunlarını çözmek gerekiyor.

Bağışıklık sistemi sorunlarında embriyo rahme tutunamayabilir!

Bağışıklık sistemi, vücudu zararlı olan her şeye karşı savunan bir sistemdir. Normalde tüm insanların vücudunda “Doğal Katil Hücreler” bulunur. Bu katil hücreler, yabancı doku ve hücrelere saldırır, aslında bu şekilde vücudu asker gibi korur. Döllenme ile oluşan embriyo anne adayının rahmine ulaştığında da vücuda yabancı dokular içerdiği için bağışıklık sisteminin onu reddetmesi beklenir. Fakat gebelik söz konusu olduğunda embriyonun reddedilmesine sebep olan bağışıklık sistemi faktörleri bir şekilde baskılanıyor ve embriyo zarar görmüyor. Ancak bazı kadınlarda bağışıklık sistemi gebelikte olması gerektiği gibi baskılanmıyor ve katil hücreler doğrudan embriyoyu hedef alıp ona saldırıyor. Böyle olunca da embriyo anne adayının rahmine tutunamıyor. Böyle vakalarda ise gebelik oluşmadan önce ve oluştuktan 3 ay sonrasına kadar annenin bağışıklık sistemini baskılayan ilaç veya serumlar verilerek yapılan tedavi ile sağlıklı bir gebelik elde edilebilir. Aslında bu bağlamda gebelik planlayan her çiftin öncelikle bir sağlık kurumuna başvurup bağışıklık sistemiyle ilgili küçük ya da büyük herhangi bir sorun olup olmadığının araştırılması çok önemlidir. Bu bağlamda bir sorun tespit edilirse tedavisi yapılmalı ve sonrasında gebelik elde edilmelidir. Bu sayede sağlıklı bir gebelik ve canlı bir doğum söz konusu olabilir.

Paylaş:
Yorumlar
  • Didem :

    03 Eylül 2019

    Merhabalar benm 5 tane düşüğüm oldu yani kalp atışı duruyo genetik ve sperm testleri temiz çıktı perde vardı ameliyat oldum temizlendi ne yapmalıyım kan pıhtısı var dediler ama dişüğe sebebi yok dediler. Başka doktora gittim küçük bir ihtimalde olsa pıhtı varsa göz önünde bulundurularak clexsan kullanılmalıdır denildi. Bunun içinde sürekli gebelik testi yapıp kontrol edin dediler. Hamileliği öğrendiğiniz andan itibaren clexsan kullanacaksın denildi ne yapabilirim doğrumu sizce

     Cevapla
  • Beyza yılmaz :

    11 Eylül 2019

    Mrb hocam regl günüm 10 gun geçti ama henüz bi belirti yok sadece kasıklarda sağ ve sol tarafta hafif kramplar var ve göğüslerim diğer adet günlerinden biraz daha büyüdü. Sizce hamilemiyimdir?

     Cevapla
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar