Paylaş:

tüp bebekte beslenme

Tüp bebek tedavisiyle bebek sahibi olmak isteyen anne ve adaylarının sağlıklı ve uygun kilolara sahip olması, yediklerine dikkat etmesi, vitamin, mineral ve proteinlerini eksiksiz alması tedavinin başarısını olumlu yönde etkileyen etkenlerin başında gelmektedir.

İnfertil bir anne ve baba adayının tedavi öncesi incelenmesinde, konuşulacak önemli hususlardan biri de beslenme alışkanlığıdır. Gerek anne adayında gerekse baba adayında doğurganlığı arttırması göz ardı edilemeyen spesifik bir yiyecek ya da içecek grubu bulunmaz. Ancak gene de, bütün sistemlere olduğu gibi üreme organları üzerinde de olumlu ya da olumsuz etkiye sahip olabilen, doğurganlığı olumlu etkileyebilen beslenme düzenlerinden söz etmek mümkün olmaktadır. İlk olarak anne adayındaki obezite sorunun bütün infertilite tedavi tekniklerindeki başarı şansını olumsuz etkilediği kesinlikle akıldan çıkarılmamalıdır, tedavi öncesi anne adayının kilosunun ideal değerlere getirilmesi için uğraşmak, tedavi için olumlu olacaktır.

tup-bebek-beslenme

İnfertil anne ve baba adaylarında tüketilmesine ihtiyaç duyulan vitaminler ve kaynaklarından bahsetmek gerekirse;

vitamin E (tüm buğdaygiller, brokoli, baklagiller, şaşlık, buğday tohumu, soya, yeşil yapraklı sebzeler)
vitamin A (brokoli, Brüksel lahanası, lahana, Çin lahanası, kara lahana, karnabahar)
vitamin C (Özellikle erkekler için- brokoli, Brüksel lahanası, portakal suyu)
vitamin D (Özellikle erkekler için-süt ürünleri, somon)
Kalsiyum (Özellikle erkekler için- brokoli, soya, süt ürünleri, somon)
Demir (Yeşil yapraklı sebzeler)
Çinko, (buğday tohumu, istiridye, soya)
Folik asit (Yeşil yapraklı sebzeler, öğütülmemiş tahıllar, buğday tohumu, soya, turunçgiller)
Esansiyel yağ asitleri(Hormon düzenleyici görev üstlenirler. Omega-3,omega-6. Tüm bitkisel yağlar ve yalancı safran yağı)
Vitamin ve mineraller bakımından bilinmesi gerekli en önemli husus; bunların vücuda hap ya da katkı biçimlerinde değil, gıda halinde alınmalarının gerekliliğidir. Bunun dışında bu maddelerin katkı olarak fazla alınımının yarar değil, zarar getireceği de akıldan çıkarılmamalıdır. Bu bakımdan tek istisna hamilelik düşünen anne adayları için folik asittir. Folik asitin besinlere ilave olarak hap formunda günde 800 mcg alınmasının nöral tüp defektli fetus doğması riskinin azalttığı bilinmektedir.

beslenme

Beslenmede konusunda nelerden kaçınılmalı?

Hamilelik isteyen anne adaylarının bekleme ya da tedavi esnasında ve hamilelik gerçekleştiğinde hamilelik süresince kaçınmaları gereken yiyecek ve içecekleri özetlemek gerekirse:

  • alkol
  • sigara
  •  yapay tatlandırıcılar
  • gıda boyaları
  •  kafein (çikolata, soda, kahve, koyu çay, bazı ağrı kesici ve grip ilaçları)
  • zencefil, kinin,
  • monosodyum glutomate (MSG), ve diğer gıda katkı maddeleri
  • az ya da hiç pişmemiş gıdalar
  •  aşırı yağlı yiyecekler

Özellikle alkolden ayrıca bahsetmek gerekiyor;

Genel kural olarak hamilelik düşünen ya da bu sebeple tedavi alan anne ve baba adaylarının alkol kullanmamaları en uygun yaklaşımdır. Neden?

Çünkü alkol;

Anne adaylarında:

  • Gebelik oranlarında düşme ( Haftada 5 kez ya da daha az alkol alımında da bu etki görülmektedir)
  • Over-yumurtalık işlevlerinde azalma (Özellikle kronik ve aşırı alkol kullanımı durumunda)
  • Adetlerde kesilme (Özellikle kronik ve aşırı alkol kullanımı durumunda)
  • Düzensiz adet görme, ve anovulatuar sikluslara yol açma
  • Abortus-düşük riskinde artış
  • Libidoda azalma

Baba adayında:

  • Testis fişlevlerde azalma (Özellikle kronik ve aşırı alkol kullanımı durumunda)
  • Testosteron seviyelerinde azalma
  • Vitamin A metabolizmasını önleyerek, normal sperm yapı ve hareketliliğinde bozulma
  • Libidoda azalma

sebebidir.

Alkol bu etkileri nasıl yapmaktadır?

Alkol; vücutta bütün üreme hormonlarını salgılayan ve diğer endokrin bez işlevlerini de etkileyen hipotalamus ve hipofiz bezlerinin işlevlerini bozmaktadır. Bunun dışında dolaylı olarak alkol alımı ardından gelişebilecek karaciğer, pankreas hastalıkları ve malnütrisyon da alkolün olumsuz etkilerini arttırıcı bir etkene sahiptir.

Burada diğer bir sorun olan stresten de bahsetmek gerekir:

Stresin özellikle anne adayında yumurta kalitesi, döllenme ve rahime tutunma-implantasyon üzerine olumsuzluğa yol açıp açmayacağına kesin olarak evet veya hayır demek oldukça zordur. Yapılan çeşitli çalışmalarda tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan hastalarda yoga dahil stres azaltıcı meditasyonlar ve düzenli spor sonrası infertilitenin düzeldiği bildirilmiştir. Yoga hareketleri ardından; dolaşım hızlanmakta, endokrin sistemin çalışma hızı artmaktadır. Bunun da infertilite tedavisinde sekonder kazançlar sağlayabileceği düşünülür. Yine bazı çalışmalar; strese sebebi ile rahim kası tonusunda artışlar ortaya koymuştur. Stresle periferik kanda beyaz küre-lökosit sayısında artış gözlemleyen çalışmalar mevcuttur ki, bu vücuttaki birçok dengeyi bozabilecek bir durumun belirtisi olabilmektedir. Netice olarak; stres azaltıcı her türlü yaklaşımın infertilite tedavisinde mevcut olan olumsuzlukların azaltılmasına fayda sağlayıp, yararlı olabileceği söylemek mümkündür.

Sperm işlevlerine olan etkisi ve olumlu-olumsuz etkisinde beslenmenin öneminden söz etmek gerekirse;

Spermlerin gelişim süreci ortalama olarak 100 gün olarak tanımlanır. 75 gün şekillenme ve 20-30 gün olgunlaşma olarak da gruplanır. Bu sebeple hamilelik öncesi 100 günlük süre sperm sağlığı bakımından oldukça önem teşkil eder.

Baba adaylarında infertiliteye yol açan birçok sebep bulunur. Genetik sebeplerin çözümü çok daha zor olurken, sperm üretiminin yapıldığı testis ya da yardımcı bezlerin infeksiyonları, sperm taşıyan kanalların tıkanıklığı ardından gelişen infertilitenin çözümü diğerlerine nazaran daha kolay olmaktadır. Organik sebepli tıbbi sorunların haricinde, çevresel etkenler ve hayat tarzının da sperm parametreleri üzerinde olumsuzluklara sebep olması mümkündür.

Spermlerin sayı, morfoloji, ve hareketliliğindeki sorunlara beslenme önlemleri ile çözüme yardımcı olmak mümkün olabilir. Susam tohumu, pamuk tohumu yağı gibi yağların tüketiminin sperm yapımını azaltıcı etkisinden bahseden çeşitli çalışmalar bulunur. Yine sigara kullanımı, gıda boyaları ya da dioxinin fazla tüketimi, aşırı egzersiz gibi durumlarda;sperm sayısında azalmalar olmasına sebep olduğu gösterilmiştir. C vitamini alınmasının; sperm sayı, motilite ve morfolojisinde düzelmelere sebep olduğu da bilinmektedir. Yine bu bakımdan sarımsak, tam tahıl ürünleri ve şaşlık tüketimi fayda sağlayabilen besinlerdir. Şaşlıkta bulunan çinko içeriği ve sperm sayı ve motilitesini arttıran arginine varlığı özellikle önem teşkil eder.

B vitaminlerinin doğurganlık üzerine etkisine olan ilgi de git gide fazlalaşmaktadır. Yeterli olmayan B vitamini seviyeleri kandaki homosistein seviyesini arttırır ve metilasyonun bozulmasına yol açar. Bu bozulma vücuttaki fosfolipid, protein, DNA ve RNA metilasyonu gibi olaylar yanında, DNA yapım ve onarım aşamalarını da etkileyebilmektedir. Sperm sıvısı ya da folliküler sıvıdaki homosistein artışının embriyo kalitesini olumsuz etkilediği bilinmektedir. Yine sperm azlığının folik asit eksikliği ile beraber olabileceği, düşük folik asit seviyelerinin sperm içindeki DNA bozukluklarına yol açtığı ve beslenme düzeyiyle uygulanan folik asit ve çinko desteğinin sperm sayısında artış sağlayabildiği bildirilmiştir.

Yeşil sebzeler, meyveler, (Öz;portakal) baklagiller ve kuru fasulyenin folik asit açısından oldukça zengin besinler olduğu bilinmektedir. Bu sebeple bu besinlerin tüketilmesinde fayda olacaktır. Bunun dışında aşırı folik asit alımının B12 vitamin eksikliğini kapatabileceği, yine fazla alkol tüketimi, bazı mide ve barsak hastalıklarında ya da kanser tedavisi için antifolat ilaç kullanımında, besinlerdeki folik asitten yeterince faydalanamayacağı ve bunun da sperm parametrelerini olumsuz etkileyebileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

egzersiz

Sağlık İçin Egzersiz

Sağlık için egzersiz ve sporun önemi tartışmaya açık değildir. İnfertil anne adayların da izin verilen sporları yapması yararlı olacaktır. Ancak bisiklete binme, kürek çekme gibi kasık bölgesinde aşırı gerilim basıncı oluşturacak sporlardan kaçınmak özellikle önem teşkil eder. Yine de hastanın süre ve hızını kendisinin belirleyeceği biçimdeki yürüme ya da ılımlı hızda bisiklet sürmenin tercih edilebilecek en uygun sporlar olduğu söylenebilir.

Sonuç olarak bütün bu anlatılanların doğrultusunda; tedavi döneminde hastalar için özel bir mönü değil, hastalara özgü beslenme ve yaşam stili biçimleri oluşturulmasının daha uygun olacağını söylemek doğru olacaktır. Kilo fazlası olan olan adayların ise, tedaviye başlamadan önce kişiye özel uygulanacak beslenme listelerini uygulayarak kilo vermelerinin tedavinin başarıya ulaşması için gerekli olduğu unutulmamalıdır.

Kişilerin bel çevresi kalınlığı ideal kiloya sahip olup olmadıklarını ortaya çıkaran bir belirtidir. Oldukça genel rakamlarda kadınalarda bel çevresi 88, erkeklerde ise 102 cm’den daha kalın olan kişiler fazla kilolu olabilecek kişilerdir, bu kişilerin tüp bebek tedavisine başlamadan önce kişiye özel beslenme düzenleriyle kilo vermesi ve sonra tedaviye başlamaları faydalı olacaktır. Tüp bebek tedavisinin başarılı olma olasılığını etkileyen etkenlerin başında doğru beslenme gelmektedir. Tedavi öncesinde adaylara, ailede bulunan hastalıklar dikkate alınarak hazırlanan kişiye özel beslenme programları tüp bebek tedavisine oldukça fayda sağlıyor. Özellikle ailesinde kalp hastalığı, şeker hastalığı, romatizmal hastalıklar ve bağışıklık sorunları olan kişilerin kan şekerini hızlı yükseltmeyecek doğru beslenme alışkanlıkları edinerek tüp bebek tedavisindeki başarı ihtimalinin yükseldiği bilinen bir gerçektir.

Kilo sperm sayısını etkiliyor

İnsan sağlığını olumsuz yönde etkileyen fazla kilolar, bebek sahibi olmak isteyen anne ve baba dayları için de anne adayında da baba adayında da farklı problemlere yol açıyor. Fazla kilonun baba adaylarında sperm sayısı hareketliliğine olumsuz etkileri olduğu belirtilmektedir.

Kilo veren anne adayının hamilelik şansının artması

Anne adaylarında görülen adet düzensizliği, tüylenme, saç dökülmesi, sivilce ve yumurtlama düzensizlikleri gibi sorunlar fazla kiloya bağlı olarak meydana gelebilmektedir.Kilo fazlalığı olan anne adaylarının hamile kalmadan sağlıklı bir kiloya ulaştıklarında yumurtlama şanslarının daha yüksek olduğu bilinir. Özellikle polikistik over sendromu gibi problemlere sahip olan anne adayları hamilelik öncesi kilo vererek hem gebe kalma şansını yükseltir, hem de hamilelik esnasında ortaya çıkabilecek olası riskleri ortadan kaldırmış olur. Kilo kaybının tüm bunların dışında, hamilelik sırasında ortaya çıkan tansiyon yüksekliği, şeker yüksekliği, erken doğum ve düşük gibi risklerin azalması yönünde olumlu etkisi olduğu da gözlemlenir.

Paylaş:
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar