Paylaş:

Doğal yolla bebek sahibi olamayan çiftlerin başvurdukları tüp bebek tedavisi çok sayıda çifte umut ışığı olacak kadar başarı oranı yüksek bir tedavidir. Kadın ve erkeğin üreme hücrelerinin laboratuvar ortamında birleştirilerek döllenmesi ve elde edilen en kaliteli embriyonun anne adayının rahmine transfer edilmesiyle tüp bebek tedavisi gerçekleştirilmektedir. İşte tüm bu ve bunlara ek olarak yapılan işlemler sayesinde doğal yolla gebelik elde etmeyi zorlaştıran veya imkansız hale getiren pek çok olumsuz etken ekarte edilebilmekte ve sağlıklı bir gebelik elde etmek mümkün olabilmektedir. 

Tüp bebek tedavisi pek çok faktöre bağlı olarak uygulanabilen, içinde çok sayıda aşamayı barındıran bir tedavi yöntemidir. Bundan dolayı da tüp bebek tedavisinin başarısı da, başarısızlığı da hem kadından hem erkekten hem de her ikisinden birden kaynaklanan pek çok ayrı özelliğe ve duruma bağlıdır. Sağlıklı yumurta ve sperm bulmak, bunları en doğru şekilde dölleyip en kaliteli embriyoyu elde etmek, bunu da başarılı bir şekilde rahme yerleştirmek ve rahmin de bu embriyoyu kabul etmesi, gebelik süresinin sorunsuz geçip de canlı ve sağlıklı bir doğum yapabilmek çok ciddi ve çetrefilli bir süreçtir. İşte bu bağlamda embriyoların tutunmasını rahime yerleşmesini ya da başından sonuna kadar tüm bu süreci etkileyen faktörlere detaylı bir şekilde bakmakta fayda var.

Tüp bebek tedavisinde başarıyı etkileyen temel faktörler nelerdir?

  • Kadının yaşı (kadınlarda üreme yeteneği erkeklerden daha hızlı bir şekilde ve kısa sürede azalır), 
  • Çiftte kısırlığa sebep olan etkenler (kısırlık faktörü ne kadar ciddi ise başarı şansı o kadar düşer),
  • Kısırlık süresi (çift ne kadar uzun süredir gebelik deniyor ve olumsuz sonuç alıyorsa, başarı olasılığı o kadar düşer),
  • Rahim yapısında doğuştan var olan veya sonradan ortaya çıkan bozukluklar,
  • Uygulanan tüp bebek tedavisini şekli ve yöntemi (tüp bebek tedavisinde pek çok farklı yöntem kullanılmakta ve her yöntem her çifte başarı getirememekte),
  • Sperm sayısı (elde edilen spermlerin sayısı arttıkça başarılı bir gebelik elde etme şansı da artacaktır),
  • Sperm kalitesi (kaliteli spermlerle elde edilen embriyoların tutunma olasılığı daha yüksek olur),
  • Yumurta toplama işlemi ile elde edilen yumurta sayısı (ne kadar çok sayıda yumurta elde edilirse sağlıklı bir embriyo elde edebilme şansı da artar)
  • Elde edilen embriyo sayısı (çok sayıda embriyo elde edilirse onlar içinden döllenmeye en uygun olanı seçebilmek daha kolay olurken, embriyo sayısı azaldıkça kaliteli olanı seçebilme olasılığı da düşecektir),
  • Embriyo kalitesi (kaliteli embriyo demek, tutunma olasılığının da yüksek olması demektir),
  • Tüp bebek tedavisini gerçekleştiren ekibin uzmanlık ve deneyim süresi (deneyimli ve alanında uzman bir ekip olası pek çok sorunu ekarte edebilecek ve gebeliğin daha başarılı bir şekilde elde edilebilmesini sağlayacaktır),
  • Embriyonun rahme yerleştirilirken rahim ağzına hiç dokunmadan, sakin ve hafif hareketler gösterilmesi,
  • Embriyoyu rahme yerleştirmek için kullanılan kateterin yumuşak olması,
  • Rahmin, transfer edilen embriyoyu kabullenme yeteneği ve rahim içi dokusunun embriyonun tutunmasına uygun bir ortam olması (rahim içi, yani endometrium tabakasının yapısı, kalınlaşması ve embriyonun tutunmasına uygun hale gelebilmesi başarılı bir gebelik için önemlidir),
  • Anne ve baba adayının yeme içme alışkanlıkları,
  • Anne ve baba adayının sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklarının olup olmaması tedavinin başarısını etkilemektedir. 

Tüp bebek tedavisinin başarısında önemli faktörlerin rolleri nelerdir? 

  • Yaş faktörünün önemi

Tüp bebek tedavisinde yaşın etkili olmasının en önemli sebebi kadının yumurtalarının, yumurtalığının da zamanla yaşlanıyor olmasıdır. Yumurtalıkların işlevlerinin yavaşlaması ya da tamamen bitmesi başarısızlığı da beraberinde getirmektedir. Genç kadınlarda IVF başarısı daha fazla iken, IVF başarısını azaltan faktörler arasında daha az sayıda yumurtaya sahip olan, daha yaşlı kadınlar gelmekte ve daha yaşlı bir kadının yumurtalarının kalitesinin daha düşük olması doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında 35 yaşın altında tüp bebek tedavisine başlayan kadınlar için canlı doğum yapma olasılığı en az % 40 civarındadır. Bununla birlikte, 42 yaşın üstündeki kadınlarda ise bu olasılık % 4 başarı oranına düşmektedir. Yani tüp bebek tedavisine başlamak için yaşın ilerlememiş olmasına dikkat etmek gerekiyor.

  • Bir önceki gebelik öyküsü

Kadının bu tüp bebek tedavisi denemesi öncesinde gebe kalmış ya da kalmamış olması ya da bu gebeliği aynı eşle mi, yoksa başka bir eşle mi elde ettiği önemlidir. Daha önceden tüp bebek tedavisi gören aynı partnerle beraber olan kişilerin başarı olasılığı daha yüksektir. Tekrarlayan düşük ya da farklı bir partner geçmişi gibi faktörler, tüp bebek başarı şansını azaltabilir.

  • Doğurganlık probleminin türü

Erkeklerde kısırlık sorununa yol açan sperm sayısının, kalitesinin düşük olması gibi sorunlar, kadında rahim anormallikleri, miyomlar veya fibroid tümörler gibi faktörler de tüp bebek tedavisinde başarı olasılığını azaltmaktadır. Çünkü kısırlığa sebep olan etkenler yanı zamanda tüp bebek tedavisi başarısızlığına da yol açar.

Unutmamak gerekir ki, tüp bebek başarı faktörleri ovülasyona (yumurtlamaya) bağlıdır. Düşük yumurtalık rezervini gösteren yüksek FSH seviyeleri gibi yumurtalık fonksiyon bozukluğu tüp bebek başarısının şansını azaltabilir. Gebelik olasılığını düşürebilecek ve tüp bebek ile başarıyı azaltabilecek faktörler arasında fazla miktarda yumurtalık uyarıcı ilaçlara ihtiyaç vardır.

  • Yaşam tarzı alışkanlıkları

Bir bebek sahibi olma şansını arttırmak isteyen kişilerin ve özellikle de kadınların ilk iş olarak sigarayı bırakması gerekiyor. Aslında uzmanlar, tüp bebek tedavisine başlamadan en az 3 ay öncesinde sigaranın bırakılmasını öneriyor. Sigara içenlerin yumurtalıklarını uyarmak için daha yüksek dozda doğurganlık ilaçları kullanması gerekmektedir. Bununla birlikte; sigara içenler içmeyenlere göre daha düşük implantasyon oranlarına sahipler, sigara içen kadınlar için neredeyse iki kat fazla tüp bebek denemesi gerekmekte ve sigara içen kadınlar daha başarısız döllenme deneyimi yaşamaktalar.

  • İdeal kilonun üzerinde kiloya sahip olmak!

Tüp bebek tedavisinde başarı faktörleri arasında aşırı kilolu veya obez kadınların fazla kilolarını kaybetmesini içermektedir. Aşırı kilolu kadınlar, kısırlık riskinin yanı sıra düşük tehlikesi ile de karşı karşıyalar. Ayrıca normal kilodaki kadınlar, kilolu kadınlara göre daha kısa süreli ve daha az doğurganlık tedavisi ile tüp bebek tedavisinde başarı elde edebilir. Aynı şekilde tıpkı fazla kilolu kadınlar gibi çok düşük kilolu kadınların da tüp bebek tedavisinde başarı şansı daha düşüktür. Bu bağlamda tüp bebek tedavisi ile gebelik elde etmek isteyen kadınların normal, sağlıklı bir kilo aralığında kalmaya çalışmaları en doğru yoldur. 

  • Doğurganlık kliniğinin özellikleri

Tüp bebek tedavisini gerçekleştirmek için seçilen merkez, tedavinin başarısını büyük ölçüde etkileyebilir, belirleyebilir. Bu bağlamda tüp bebek tedavisi merkezlerinin başarı oranları değerlendirilirken özellikle gözden geçirilmesi gereken faktörler;

  • Tüp bebek kliniği ve personelinin eğitimi ve deneyimi,
  • Tüp bebek denemeleri başına canlı doğum oranı,
  • Tekiz değil, ikiz, üçüz veya daha fazlası şeklinde çoğul gebelik oranları,
  • Klinikte kullanılan laboratuvar ve personelinin nitelikleri,
  • Klinikte kabul edilen hasta türleri, daha spesifik olarak yaşları ve doğurganlık sorunları (bazı kliniklerin daha düşük bir tüp bebek başarı şansı olan hastaları kabul etmeye daha istekli olduklarını veya belirli tedavilerde uzmanlaşabileceklerini, bunun tam tersi olarak da bazı kliniklerin sadece gebelik şansı yüksek olanlara tedavi uygulayarak başarı oranlarını artırabileceği unutulmamalı)

Yukarıda sıralanan tüm bu faktörlerin en olumlu şekil almasını sağlayarak tüp bebek tedavisi görmek elbette ki başarı şansını olumlu etkileyecektir. Ancak kadınlar tüp bebek tedavisi ile hamile kalmayı planlarken kendi özelliklerini ve başarı faktörlerini iyi bilmelidir. Unutulmalıdır ki, herhangi bir kronik hastalıkta olduğu gibi, kısırlıkta da tedavi süreci de, bununla başa çıkmaya çalışma da zordur. Bu bağlamda her kadın, kendi spesifik tüp bebek başarı faktörleri hakkında ne kadar çok şey öğrenirse, hamile kalmasına ve bir bebek sahibi olmasına yardımcı olacak yüksek teknolojili tedavilerden başarı elde etme olasılığı da o kadar yüksek olabilir. 

Tüp bebek tedavisinde başarıyı engelleyen durumlar hangileridir?

  • Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçların ihtiyacı karşılamaması,
  • Embriyo transferi sırasında rahimde kasılmalara, kanamaya veya travmaya yol açacak sorunlar, manupülasyonlar olması,
  • Embriyo rahim içine kateter adı verilen ince boru ile transfer edilirken kateterin ağzını tıkayan mukus adı verilen sümüksü maddenin katetere takılması ya da sürülmesi,
  • Embriyo transfer edilirken rahim ağzına zarar verilmesi (araştırmalar, rahim ağzına zarar vermeden ve rahim boşluğunun üst kısmına dokunmadan yapılan transferlerin daha başarılı sonuçlar verdiğini gösteriyor),
  • Embriyo transferinin yapılacağı bölgenin tutunmaya uygun olmaması,
  • Embriyonun rahim içine yeterince hızlı verilmemesi,
  • Tüp bebek tedavisinde kullanılan materyallerin uygun koşullarda korunamamış olması (kullanım süresi geçmiş, bozulmuş, olması gereken özelliklerini kaybetmiş materyallerle başarılı bir tedavi mümkün olmaz),
  • Tedaviyi gerçekleştirecek olan ekibin alanında yeterince uzman olmaması ve yeterince deneyimli olmaması,
  • Transfer edilen embriyoların tutunmasına destek olması amacıyla tedavide kullanılan ilaçların doğru seçilmemesi,
  • Tedavi öncesinde ya da tedavi esnasında anne ve baba adaylarının olumsuz çevresel faktörlere maruz kalmaları, 
  • Anne ve baba adaylarının alkol ve sigara gibi zararlı alışkanlıklarının olması,
  • Özellikle anne adayının aşırı kilolu, obez olması tüp bebek tedavisinde başarıyı ve embriyoların tutunma şansını olumsuz etkiler.

Başarısız tüp bebek tedavisi geçiren çiftlerde başarı şansını arttıracak önlemler nelerdir?

 

Önceki uygulamalarda başarısız olan tüp bebek uygulamalarında çift çok fazla zaman kaybetmeden tekrar tedaviye başlamalıdır. Ancak yeni bir deneme öncesinde detaylı olarak incelenmeli ve hangi nedenlerle gebeliğin gerçekleşmediği araştırılmalıdır. Tüp bebek tedavisinde ilk denemede gebeliğin elde edilemediği çiftlerde çok fazla endişelenmeye gerek yoktur. Çünkü gebeliğin gerçekleşmeme sebebi, buna neden olan olumsuz faktörler belirlenip ekarte edilirse sonraki denemeler için başarı şansı artacaktır. Ancak 2 kez veya daha fazla tüp bebek denemesine ve iyi kalitede embriyolar transfer edilmesine rağmen gebelik elde edilemiyorsa çiftin durumu daha detaylı bir şekilde incelenmeli ve değerlendirilmelidir. 

Başarısız tüp bebek denemesinde öncelikle kadına ait nedenleri araştırılır!

Gebeliğin gerçekleşmemiş olması kadından, erkekten ya da her ikisinden de kaynaklanıyor olabilir. Ancak başarısız tüp bebek tedavilerinde öncelikle kadınlara dair faktörler araştırılmaktadır. 

  • Rahimle ilgili sorunlar araştırılır!

Başarısız bir tüp bebek denemesinden sonra kadınlarda rahim içi yapışıklıklar, rahim içinde miyom veya polip gibi embriyonun tutunmasını engelleyebilen anormallikler olup olmadığı detaylı bir şekilde araştırılır. Bunları tespit etmek amacıyla ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı vererek rahim boşluğunun normal olup olmadığı kontrol edilir. Bu bağlamda kesinlikle kolay ve hasta için ağrısız bir yöntem olan SIS (Salin İnfüzyon Sonografi), yani ilaçlı rahim filmi tekniği sıklıkla kullanılmaktadır. 

SIS’in dışında rahim filmi (HSG) de bu tür bozuklukları görmek için sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. İlaçlı rahim filminin (SIS) ağrısız ve kolay olmasının tam tersi olarak, HSG yöntemi ağrılı bir işlemdir ve enfeksiyon gibi riskleri de barındırmaktadır. Bu sebeple de günümüzde Histeroskopik inceleme daha sık olarak tercih edilmektedir. Rahim içi ve etrafını incelemek için kullanılan yöntemlerden birisi olan Histeroskopi, rahim içine yerleştirilen ufak bir kamera sistemi ile rahim boşluğunu detaylı olarak inceleme şansı veren kolay bir işlemdir. Histereskopinin hem tanı hem de tedavi özelliği olduğundan, inceleme esnasında görülen rahim içi bozuklukların da düzeltilme imkanı doğar. Bu bağlamda Histeroskopi tüp bebek tedavisinin başarısız olduğu vakalarda rahime ait olumsuz görmek için çok sık kullanılan bir yöntemdir. Ancak histeroskopi, herkesin, her yerde yapabileceği bir işlem değildir ve bunun gerektiği şekilde yapılabilmesi için bu konuda tecrübeli cerrahlara gitmiş olmak gerekiyor.

  • Yumurtalıkların işlevleri ve yapısal durumu incelenmeli!

Kadından kaynaklanan kısırlık faktörlerine bakılırken yumurtalıklarda yer alan bir endometriozis (çikolata kisti), rahimde yer alan bir miyom veya hidrosalpenks (tüplerin geçirilmiş iltihap sonrası içleri sıvı dolu genişlemiş görünümü) gibi etkenlerin de başarı şansını azalttığı bilinmektedir. Bu tür bir sorunun varlığının tespit edilmiş olması durumunda problemlerin laparoskopik cerrahi yöntemi ile ortadan kaldırılması bir sonraki tüp bebek denemesinde başarı şansını arttıracaktır.

  • Tüplerin işlevlerini yerine getirip getiremediğine bakılmalı!

Tüp bebek tedavisinde rahme transfer edilen embriyoların tutunmasını engelleyebilen bir diğer neden de kadının tüplerinde tıkanmaya bağlı olarak sıvı birikmiş olmasıdır. Böylesi bir durum hidrosalpenks olarak adlandırılır ve bunun saptanabilmesi için ultrasonografi uygulanması gerekir. Bu hidrosalpenks durumunda rahim filmi çekilerek veya laparoskopi yapılarak hidrosalpenksin boyutlarını daha net olarak tespit edilir ve sorun düzeltilebilir. Bu sorunun düzeltilmesi önem taşıyor. Zira tüplerde biriken sıvı rahim içine akarak embriyoların tutunmasını engelleyebiliyor veya gebelik oluştuğunda erken dönemde düşüklere yol açabiliyor. Bu tür hastalara tüp bebek tedavisi yapılacağı zaman tüpler laparoskopi ile çıkarılmakta veya rahimle birleştiği noktadan bağlanmakta, böylelikle başarı şansı belirgin olarak arttırılmaktadır. Unutulmamalıdır ki, tüplerde sıvı toplanması kadında tüp bebek şansını azaltan en önemli ve en sık görülen nedenlerden birisi olarak bilinmektedir.

  • Hormonsal bozukluklar embriyo gelişimini ve rahimde tutunmayı engellediği için hormonlar düzene sokulmalı!

Kadınlarda ve erkeklerde üreme sisteminin tam fonksiyonla çalışabilmesi yumruta ve sperm üretiminin olması gerektiği şekilde gerçekleşebilmesi hormonların dengeli bir şekilde salgılanması ile mümkündür. Kadında ve erkekte görülen tiroit bezi hastalıkları, kadının beyninde hipofiz bezinden salgılanan süt hormonu (prolaktin) artışı üreme fonksiyonları için çok önemlidir. Bu bağlamda doğal yolla gebelik elde edemeyen kadınlarda kanda bakılan hormon seviyeleri ile bu bozukluklar tanımlanabilir ve uygun bir tedavi süreci izlenerek bu hormonların salgıları düzeltilebilir. Kadında insülin hormonu artışı, Polikistik over hastalığına yol açtığından gebe kalmayı zorlaştırır, hatta engelleyebilir, gebe kalması durumunda ise düşüklere de yol açabilir. Bu sebeple insülin hormonunun yüksek olduğu tespit edilen kadınlara insülin direncini azaltan şeker hastalığı ilaçları verilerek gebelik şansı arttırılabilir. Ayrıca kısırlıktan mustarip olan kadınlara ileri düzey kan tetkikleri yapılarak bağışıklık ve pıhtılaşma sistemine ait doğuştan veya sonradan gelişebilen sorunların olup olmadığı araştırılır ve gerekiyorsa uygun ilaçlar kullanılarak tedavileri sağlanır.

  • Kadının yaşının genç olması başarıda başrol oynayabilir!

Tüm tüp bebek uzmanlarının üzerinde hemfikir olduğu hususlardan birisi tüp bebek tedavisinde anne adayının yaşı ne kadar genç olursa, başarılı olma ihtimalinin de o kadar yüksek olduğudur. Zira daha genç kadınların yumurtalarının daha iyi döllendiği ve bunlardan daha kaliteli embriyolar elde edilebildiği bilinmektedir. Yani, kadın ne kadar küçük olursa, tüp bebek tedavisi ile gebelik elde etme ve canlı doğum yapma olasılığı o kadar artacaktır. Araştırmacılar; 20’li yaşlarında ve 30’lu yaşların başındaki kadınların gebe kalma konusunda daha başarılı olduklarını ve tüp bebek tedavisi gibi yardımcı üreme teknolojilerini kullanarak bir bebek sahibi olabilme şanlarının da çok yüksek olduğunu tespit etmişlerdir.

Yardımcı üreme teknolojisi, hem yumurtanın hem de spermin bir laboratuvarda işlendiği tüm kısırlık tedavilerini içermektedir. Çoğu yardımcı üreme teknolojisi prosedürü ise kadın ve erkeğin üreme hücrelerinin laboratuvar ortamında döllenmiş olduğu ve elde edilen embriyonun da anne adayının rahmine transfer edildiği tüp bebek tedavisini içerir. İşte bu işlemlerle gerçekleştirilen tüp bebek tedavisinde başarı da büyük ölçüde kadının yaşına bağlıdır. Uzmanlar, 20’li yaşlarının içinde ve 30’lu yaşların başında olan kadınların pek çoğunun tüp bebek tedavisi ile kolaylıkla gebelik elde edebildiğini ve canlı doğum gerçekleştirebildiğini göstermektedir. Aynı uzmanlar, kadının yaşı 30’ların ortalarına ya da sonlarına ulaştığında başarı oranlarının hızlı bir şekilde düştüğünü söylemekteler. İşte bu tür bir veri de tüp bebek tedavisinde gebelik elde etme başarısı açısından temel bir faktör olduğunu ve tüm teknolojik imkanlar kullanılmasına rağmen yaşı ileri kadınlarda başarı oranı, genç kadınlarınki kadar yüksek olamamaktadır.

Kısırlık tedavisi başarısında yaş major faktördür!

2002 yılında Amerika’daki 391 doğurganlık kliniği raporları incelenmiş ve yardımcı üreme teknolojisi başarı oranları hakkındaki raporlar incelenmiştir. Kendi yumurtalarını kullanan 35 yaşın altındaki kadınların % 37’sinin başarılı bir şekilde hamile kaldığı ve bir çocuğunun canlı doğum yaptığı tespit edilmiştir. Ancak 35-37 yaş grubundaki kadınlar arasındaki doğum oranı % 31’e, 38 – 40 yaş grubundaki kadınlarda bu oranın % 20’lere, 41-42 yaş arası kadınlarda % 10 civarına ve 42 yaş üstü kadınlarda ise % 3’e düştüğü görülmüştür. Bu rapor aynı zamanda ABD’de 45.000’den fazla bebeğin, tüp bebek ve diğer üremeye yardımcı tedavi uygulamaları yardımıyla canlı bir şekilde doğduğunu gösteriyor ki; 2001 yılında bu sayı 40 bin 687 olarak bilinmekteydi. Zaten 2001 yılında 107. 587 tane üremeye yardımcı tedavi yapılmışken, 2002 yılında 115.392 tane tedavi gerçekleştirilmiştir. 

Genel olarak bu rapor, tüp bebek ve üremeye yardımcı diğer tedavi prosedürlerinin çok başarılı sonuçlar verdiğini ve aslında kadının yaşının ne kadar genç olduğu ve tedavinin ne kadar başarılı olacağı arasında doğru orantı olduğunu göstermektedir.  

Tüp bebek tedavisinde başarıyı arttırmak için spermler 6000 kat büyüterek inceleniyor!

Erkeklerde doğal yolla bebek sahibi olmaya engel olan, hatta üremeye yardımcı tedavilerle de gebeliği engelleyen sorunların başında spermle ilgili bozukluklar, sperm kalitesi ve sayısının olması gerekenden daha düşük olması geliyor. Bu bağlamda tüp bebek tedavisi de dahil tüm üremeye yardımcı tedavilerin işe yarayabilmesi için baba adayının yeterli sayıda ve kalitede sperme sahip olması gerekiyor. En kaliteli sperm ile döllenen yumurtadan elde edilen embriyonun rahme tutunabilme ve gebelik sürecinin sonunda canlı doğum yapabilme olasılığı elbette ki çok daha yüksektir. İşte bunun için tüp bebek tedavisi öncesinde spermlere detaylı bir sperm analizi yapıldığında gebelik şansı önemli ölçüde artıyor. 

Erkeğin sperm sayısında belirgin bir azalma, sperm hareketliliğinin azlığı veya şekil bozukluğu varsa Y kromozomu mikrodelesyon testi, sperm FISH testi gibi genetik testler yapılarak olası sorunların önlenebilmesi mümkün oluyor. Eğer yapılan bu testlerde problem saptanırsa yeni bir tüp bebek tedavisinde Preimplantasyon Genetik Tanı tekniklerinden yararlanmak yoluyla başarı elde edilebiliyor. Bunların yanında erkekten kaynaklanan şiddetli kısırlık vakalarında da tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu tür vakalarda kullanılan kötü kalitedeki spermler; sağlıklı bir embriyo oluşumunu, embriyoların ileri dönemdeki gelişimini ve embriyonun tam olarak tutunarak canlı bir doğum yapabilme şansını önemli ölçüde azaltmaktadır. Tüp bebek tedavisine başlamadan önce bu tür vakaların tespit edilmesi, spermlerin detaylı bir şekilde incelenmesi ve var olan şiddetli şekil bozukluklarının tanımlanması çok önemlidir. 

Üremeye yardımcı tedavilerde elde edilen teknolojik gelişmelerle son yıllarda bu amaçla geliştirilmiş özel mikroskop büyütme sistemleri kullanılmaktadır. IMSI adı verilen bu yöntemde ileri derecede büyütebilen objektifler ve özel optik sistemler aracılığı ile spermleri öncesinde olduğu gibi 200 kat yerine 6000 kat büyüterek incelemek mümkün olmaktadır. Bu sayede spermlerin baş bölgesindeki genetik yapıyı içeren çekirdeğe ait anormallikler tanımlanabilir. Zira bu bölgedeki anormallikler döllenmede başarısızlık, embriyo gelişiminin yavaşlaması veya duraksaması gibi sorunlara yol açarak başarı şansını azaltıyor. IMSI sistemi sayesinde bu tür bozuklukları taşımayan spermlerin seçimi kolaylaşıyor ve dolayısıyla da başarılı bir gebelik ve sonunda canlı doğum şansı artıyor. Ancak IMSI tekniğinin kullanılabilmesi için bu konuda özel eğitim almış biyologlar ve pahalı özel sistemler, ekstra bir donanım gerekiyor. Aynı zamanda IMSI tekniğinin uygulanmasıyla en sağlıklı spermlerin seçilmesi işlemi tüp bebek tedavisinde harcanan süreyi de arttırmaktadır. 

Blastosist transferi ile tutunma şansı artıyor!

Klasik tüp bebek tedavisinde erkek ve kadından alınan üreme hücreleri laboratuvar ortamında döllenmekte ve embriyo oluşumunun 2. veya 3. gününde embriyo transferi yapılmaktadır. Ancak tekrarlayan başarısız tüp bebek denemelerinde son dönemlerde kullanılan bir başka yöntem ise embriyoları 5. ve 6. güne kadar büyütülüp, bekletilmesidir. Bu sayede tutunma şansı daha yüksek olan embriyolar belirlenerek bunları anne adayının rahmine transfer etmek amaçlanmaktadır. Blastosist adı verilen bu evreye ulaşabilen embriyoların tutunma şansı kesinlikle 2. ve 3. günde transfer edilenlere göre çok daha yüksektir. Ayrıca bu şekilde daha az embriyo transfer edilerek çoğul gebeliklerin de önüne geçebilmek mümkün olabiliyor. Blastosist evresine kadar beklemek demek, sadece 1 veya 2 embriyo transfer ederek hem daha yüksek oranda gebelik elde edilmekte hem de üçüz gebelik riski tamamen ortadan kaldırılabilmektedir. Blastosist transferinin bir başka avantajı ise yavaş gelişen, kötü embriyoların 5. güne kadar kendilerini belli etmeleri dolayısıyla otomatik olarak elenmesidir. Yani bu sayede 2. ve 3. günde iyi, sağlıklı görünen embriyolardan hangilerinin 5. veya 6. güne ulaşamadığı görülebiliyor. 5. veya 6. güne ulaşamayan embriyoların rahme tutunup da sağlıklı bir gebelik ve canlı doğum aşamalarına ulaşmaları ise zaten beklenmemektedir. Çünkü erken transfer yapıldığında (2. veya 3. gün) iyi olduğu düşünülerek hastaya transfer edilmek üzere seçilen bazı embriyolar, blastosist dönemine gidildiğinde kendiliğinden devre dışı kalabiliyor ve rahme transfer edilmeden elenebiliyor. Tüm bunlar düşünüldüğünde blastosist transferi başarısız tüp bebek denemesi yaşayan çiftler için çok önemli bir alternatif yöntemdir.

Daha iyi embriyo geliştirmek için co – culture işlemi uygulanıyor!

Başarısız bir ya da birkaç tane tüp bebek denemesi olan çiftlerde yukarıda sıralanan tüm araştırmalar normal bulgu verirse, rahim içinden doku örneği alınıp bu örneğin laboratuvar ortamında kültüre edip çoğaltarak embriyoların da bu kültür ortamında geliştirilmesi işlemi uygulanmaktadır. Endometrial co-culture olarak adlandırılan bu teknik ile anne adayının adetinin 21. günü rahim içinden alınan ufak bir doku örneği laboratuvar koşullarında üretilerek yapay bir rahim içi dokusu oluşturulmaktadır. İşte döllenme ile elde edilen embriyolar da oluşturulan bu rahim içi dokusunun içinde büyütülüyor. Embriyonun sağlıklı bir şekilde gelişimi için gerekli olan büyüme faktörleri, proteinler ve besleyici maddeler yönünden zengin olan rahim içi doku kültürü embriyo gelişimini destekliyor ve ortamda oluşan antioksidanlar embriyo için zararlı olabilecek maddeleri de uzaklaştırıyor. Bu teknik sayesinde daha önceki denemelerde başarısızlık olmuş tüp bebek vakalarında yapay kültür ortamlarına bir alternatif olarak kullanılmakta ve daha başarılı sonuçlar alınabilmektedir. 

Tüp bebek tedavisinde akupunktur ile başarı artıyor!

Üreme için fertilizasyon, yani dişi yumurta hücresinin (oosit) erkeğe ait sperm hücresi ile birleşmesi, yani döllenme olması gerekir. Korumasız cinsel ilişki sonrası, sperm ve oositin birleşmesi ile oluşan yeni hücre (zigot) anne rahmine yerleşir, burada bölünerek çoğalan zigot gelişerek fetüsün, yani bebeğin oluşumunu sağlar. İnfertilite, yani fertil olamama, üreyememe durumu hem erkek hem de kadın kaynaklı olabilir. Doğal yolla fertilizasyonun gerçekleşmemesi durumunda, dişi ve erkek hücrelerinin laboratuvar ortamında birleştirilmesi ve elde edilen embriyonun rahme yerleştirilmesi işlemi tüp bebek olarak adlandırılmaktadır. 

Kadınlarda Polikistik over sendromu, endometriosis ve düşük over rezervi üreme problemi oluştururken, erkeklerde karşılaşılan sorunlar sperm sayısının azalması ve sperm yapısının bozulmasıyla ilişkilidir. Anne ya da baba adaylarının yoğun, yorucu çalışma ve yaşam koşulları, stres ve depresyon, her iki cinsiyette de üreme yeteneğini olumsuz etkileyen faktörlerdir. Bebek sahibi olmak isteyen, ancak doğal yollarla hamileliğin mümkün olmadığı koşullarda üremeye yardımcı tedavi yollarına başvurmak en doğru yaklaşımdır. Tüp bebek merkezleri günümüzde; tam donanımlı teknik yapısı, deneyimli hekim, hemşire, embriyolog ve yardımcı personeli ile çiftlere yardımcı olmakta ve yüksek oranda başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.

Döllenme, oosit denilen dişi yumurta hücresinin ve erkek üreme hücresi olarak adlandırılan spermin birleşmesini içermektedir. Korumasız cinsel ilişkiyi takiben, sperm ve oosit füzyonu ile oluşan zigot adı verilen yeni bir hücre sonunda anne adayının rahmine gider. Orada bir fetüsün oluşumu, yani bir bebeğin oluşumu için bölünür ve çoğalır. Kısırlık sorunu hem erkek hem de kadına bağlı olabilir. Doğal yolla döllenmenin ve gebeliğin mümkün olmadığı durumlarda, kadın ve erkek üreme hücreleri bir laboratuvarda füzyona maruz kalarak gebelik için gerekli embriyo oluşturulabilir.

Doğal yolla gebelik elde edemeyen çiftlere yardımcı olan tüp bebek tedavisinde başarı oranının artırılmasında destek tedaviler, ekstra uygulamalar önemli rol oynamaktadır. Tüp bebek yönteminde başarıyı en çok etkileyen faktörlerden biri, uterusun (rahmin) döllenmiş yumurtanın yerleşeceği tabakasının yeterli derecede olgunlaşmamasıdır. İşte bu olgunlaşmanın gerçekleşmesi için alınacak önlemler ve kullanılacak uygulamalar da başarı olasılığını artıracaktır. 

Son dönemde yapılan araştırmaların sonuçlarına göre uzmanlar, akupunkturun endometrium olarak adlandırılan rahim içi tabakasının yeterli olgunluğa ulaşmasına katkıda bulunduğunu belirtmekteler. Stresin, tüp bebek tedavisinde başarı şansını azalttığı bilinen bir gerçektir. Özellikle de bir bebek sahibi olmamanın getirdiği endişe, anne adayının stresini artırmakta, bu da tüp bebek tedavisinin başarısını etkileyen hormonsal dengeyi bozmaktadır. İşte bu aşamada akupunkturun limbik sistemi düzenleyici etkisi ile anne adayının strese karşı dayanıklılığı artırılarak bu olumsuz etki ortadan kaldırılabiliyor. Ayrıca adet düzensizliği ve polikistik over sendromu gibi rahatsızlıkların tedavisinde de akupunktur destek olarak uygulanmakta, bu da tedavinin başarısını olumlu yönde etkilemektedir. 

Üremeye yardımcı tedavilerde başarıyı artırıcı etken olarak bilinen akupunktur sadece anne adaylarına değil, baba adaylarına da katkı sağlamaktadır. Akupunkturun sperm sayısı ve kalitesinin zayıflığı şeklinde sorun yaşayan erkelerde tüp bebek tedavisi önemli derecede olumlu etkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda sperm sayısını ciddi derece artırılabildiğinde de tedavinin başarılı bir gebelikle sonuçlanma olasılığı da artmaktadır. Akupunktur tüp bebek tedavisi ile birlikte uygulanırken embriyo transfer edilmeden 25 dakika önce ve transfer işleminden 25 dakika sonra, yani toplamda tüp bebek uygulaması boyunca 50 dakika süren bir işlem yapılmaktadır. Bu uygulamaya tüp bebek tedavisinde 3 ay önce başlanması önerilmektedir. Akupunktur ağrı, sancı ve herhangi bir yan etki yaratmayan bir işlemdir. Bu nedenle de hamilelik sonrasında bile yardımcı yöntem olarak kullanılabilmektedir. 

Yaş tüp bebek başarısı arasındaki ilişkiyi gösteren bir çalışma raporunun verileri

2014 yılı içinde Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen tüp bebek tedavilerinde kadının yaşı ile başarılı bir gebelik ve canlı doğum yapabilme arasındaki ilişkiye dair veriler şu şekildedir:

  • 35 yaşından küçük kadınlar için, yumurta başına düşen canlı doğum oranı % 54.4,
  • 35 – 37 yaş arası kadınlar için, yumurta başına düşen canlı doğum oranı % 42,
  • 38 – 40 yaş arası kadınlar için, yumurta başına düşen canlı doğum oranı % 26,6,
  • 41 – 42 yaş arasındaki kadınlar için, yumurta başına düşen canlı doğum oranı % 13,3,
  • 43 yaş ve üzeri kadınlar için yumurta başına düşen canlı doğum oranı % 3.9’dur.

Yukarıdaki verilerden de anlaşılabildiği üzere tüp bebek tedavisi başarısı 40 yaşından sonra önemli ölçüde azalmaktadır. Bu nedenle de üremeye yardımcı tedavilere ihtiyaç duyan kadınların 40 yaşından önce tedaviye başlamaları önerilmektedir. 

Buradaki veriler tüp bebek tedavisinin bir kere denendiği durumlar için, yani ilk denemeler için geçerlidir. Ancak ilk denemede başarısız olup da sonraki deneme öncesinde başarısızlığa sebep olan etkenler bulunup ortadan kaldırıldıktan sonra gerçekleştirilen tüp bebek denemelerinden daha başarılı sonuçlar alınabildiği de bilinmektedir. Bu sebeple de ilk denemede başarısız olan çiftlerin vakit kaybetmeden gerekli tedavileri ve önlemleri alıp bir daha denemesi önerilir. Bilimsel verilere göre şimdiye kadar tüp bebek tedavisi gören çiftler ortalama 2.7 kez tüp bebek denemesi yapmışlardır. 3 kez tüp bebek denemesinden sonra her yaştan kadınlar için başarı şansının % 34 – 42 arasındadır. Pratik olarak başarı şansını arttırmak, geliştirmek için başarısızlık durumunda en az 3 kez tüp bebek tedavisi denenmesi önerilir. 

Tüp bebek kliniği seçimi başarı oranını belirleyebilir?

  • Tüp bebek tedavisi hem zaman alan hem de ekstra maliyet gerektiren bir tedavi yöntemidir. Bu sebeple de mümkün olan en başarılı, en iyi tüp bebek merkezinin seçilmesi gerekir.
  • Tüp bebek merkezinin başarı oranlarını araştırılmalı.
  • Başarıların hangi tür kısırlık vakalarından elde edildiği önemlidir. Zira hafif kısırlık sorunu olan çiftler seçildiyse elbette ki başarı oranı yüksek olacaktır. Bu bağlamda önemli olan çok ciddi, şiddetli kısırlık sorunu yaşayan çiftlerde gebelik ve canlı doğum elde edebilmektir.
  • Kliniğin şimdiye kadar gerçekleştirdiği tedavilerin kaç tanesinin çoğul gebelik olduğu araştırılmalıdır.
  • Tüp bebek merkezinin “başarı” sözcüğünden neyi kast ettiğini öğrenmek gerekir. Zira sadece gebelik elde etmek değil, önemli olan canlı doğum gerçekleştirebilmektir. Genellikle tüp bebek merkezleri başarı oranını hesaplarken gebelik elde edebilmeye bakarlar, ancak düşük, ölü doğum gibi bebek kayıpları aslında bir başarı değildir.
  • Tüp bebek merkezinin çok küçük çapta bir müşteri tabanını kabul etmiş olması ve dolayısıyla da anormal derecede yüksek başarı oranları göstermesi de mümkündür. İşte bu sebeple tüp bebek merkezinin kaç çifte tedavi uygulayıp yüzde kaç başarı elde ettiği de önemlidir.

Yaş ilerledikçe üreme yeteneği de yaşlanır, yavaşlar!

Kişinin, özellikle de kadının yaşlanması, üreme yeteneğinin de yaşlanması, yumurtalık foliküllerinin miktarında ve kalitesinde azalma olması demektir. Normal şartlar altında üreme dönemi boyunca ayda yaklaşık 1000 folikül tükenir ve bu tükenme 35 yaşından sonra önemli ölçüde hızlanmakta, artmaktadır. Antral folikül sayısı, yumurtalık rezervinin değerlendirilmesi için güvenilir bir tanı testidir. Yumurtalık rezerv testleri, yumurtalık rezervinin durumunun nicel yönünü yansıtır. Bu testler çoğunlukla yumurtalık hiperstimülasyonunun yanıtını tahmin etmek için kullanılır. Bununla birlikte, tüp bebek tedavisinin başarısının tahmin edilmesi esas olarak oositlerin kalitesine dayanmaktadır. Son zamanlarda uzmanlar tüp bebek başarısını öngörmede ovaryan rezerv testinin ek değerlerini değerlendirmiş ve bu sonuçlara göre, kadının yaşı ve total antral folikül sayısı tüp bebek başarısının anlamlı yordayıcılarıdır. Klinik gebelik oranları 34 yaşından sonra ve toplam antral folikül sayısı % 10’uin altına düştüğünde önemli ölçüde azalmaktadır.

Kilo arttıkça gebe kalmak da zorlaşır!

Yaşın ilerlemesinin yanında kadının aşırı kilolu, obez olması da kısırlık tedavisinin sonucunu olumsuz etkileyebilmektedir. Bu konuda yapılan bazı çalışmalar; obeziteyi daha yüksek dozlarda gonadotropinler, artan döngü iptali oranları, daha az oosit verimi ve daha yüksek düşük oranları ile ilişkilendirirken, bazı çalışmalarda da obezitenin tüp bebek tedavisi sonucu üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi bulunamamıştır. Ancak uzmanlar, vücut kitle indeksi 27.9’dan yüksek olan kadınların klinik gebelik oranında önemli bir düşüş olduğunu belirtmekteler.

Kısırlık, 12 ay veya daha uzun süreli olarak düzenli korunmasız cinsel ilişkiden sonra gebe kalmadaki başarısızlık olarak tanımlanmaktadır. 2010 yılında, hamile kalma olasılığı olan, yani üreme çağında olan 20 – 44 yaş arası kadınlar arasında % 1,9, canlı bir doğum gerçekleştirememiştir, yani bu çiftlerde birincil infertilite söz konusudur. En az bir canlı doğum yapmış ve gebelik olasılığı bulunan kadınların % 10.5’i başka bir gebelik elde edememiştir, yani sekonder infertilite söz konusudur. İnfertilitenin bilinen başlıca nedenleri; % 15 oranında yumurtlama bozuklukları, % 35 oranla tubal ve peritonal patoloji, % 35 oranla erkek infertilitesi, % 10 oranla açıklanamayan infertilite ve % 5 oranla da olağandışı nedenlerdir.

Tüp bebek tedavisi; kontrollü bir şekilde yumurtalıkların uyarılması ile başlayan ve transvajinal ultrasonografi eşliğinde yumurtalıklardan yumurta hücrelerinin alınması, embriyoloji laboratuvarında yumurta hücrelerinin ve spermin bir araya getirilerek döllenme olması ve son olarak rahim içine embriyo transferinin yapıldığı bir dizi koordineli prosedürü içermektedir.

İşte doğal yolla bebek sahibi olamayan kadınların gebe kalma şansını çok ciddi olarak artıran tüp bebek tedavisinin başarı oranını etkileyen en önemli faktörler kadının yaşı ve kısırlığın sebebidir. Bunların yanında obezite, sperm kalite ve sayısının az olması, rahim bozuklukları, rahim içinde miyom, tümör, polip oluşumu, sigara ve alkol gibi olumsuz koşullar da kısırlığa sebep olmaktadır. Üremeye yardımcı tedavilerle gebe kalabilmek için de bu olumsuz koşulları ortadan kaldırmak için gerekli tedbirler alınmalı ardından tedaviye başlanmalıdır. Ancak bu şekilde tedaviden olumlu yanıt alma şansı artacaktır.

Paylaş:
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar