Tüp bebek tedavisi, yardımcı üreme tekniklerinden bir tanesidir. Tüp bebek tedavisinde yumurta ile sperm, laboratuvar ortamında bir araya getirilerek döllenme sağlanmaktadır. Döllenme gerçekleştikten 5 gün sonra embriyo ya da blastosist, annenin rahmine transfer edilir. İlk kez 1978 yılında başarılı sonuçlar elde edilen tüp bebek tedavisi, zamanla hem kadın hem de erkekten kaynaklanan kısırlık durumlarında en çok kullanılan yardımcı üreme tekniklerinden biri haline geldi. Tüp bebek tedavisinden elde edilen sonuçlar, pek çok faktör etkilenebilmektedir. Bunlara sigara içme, alkol tüketimi ve beslenme düzeni de dahildir.

Tüp bebek tedavisindeki başarı oranınızı hesaplama aracımızdan hesaplayabilirsiniz.
https://www.bulenttiras.com/tup-bebek-basari-orani-hesaplama

Pek çok araştırma sigara içmenin, alkol tüketiminin ve beslenme düzeninin doğal üreme ve doğurganlık üzerinde etkili olduğunu hatta bazı vakalarda kısırlığın nedeni olabileceğini ve tüp bebek tedavisine duyulan ihtiyacı arttırdığını göstermektedir. Tedavi öncesi mevcut yaşam tarzı alışkanlıklarını değiştirmek, vücudun doğurganlığını onarmasına ve tedaviye olan ihtiyacı azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Bu alışkanlıklar değiştirilebilen şeyler olduğu için tüp bebek tedavisi durumunda da başarı oranını arttırmak mümkündür.

Tüp bebek tedavisine başlayan pek çok hastanın, alışkanlıklarını değiştirmeye ve tedavinin başarı oranını arttırmaya istekli oldukları görülmektedir. Bu nedenle bu araştırmanın amacı, sigara içmenin, alkol tüketiminin ve beslenmenin tüp bebek tedavisinin sonuçları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. 

Yaşam Tarzının Tüp Bebek Tedavisi Üzerindeki Etkileri

Sigara içmek

Sigara, mutajen ve kanserojen olan pek çok toksik kimyasal bileşen içermektedir. Sigara; erkeğin içici olması, kadının ise içici ya da pasif içici olması durumunda doğurganlığı azaltabilmekte ve kadının hamile kalmasını zorlaştırabilmektedir. Hamilelikte de içici ya da pasif içici olmak, günlük içilen sigara miktarına göre düşük riskini arttırabilmektedir.

Sigara içmek, adet döngüsünü de etkileyerek daha kısa ya da düzensiz adet döngülerine neden olabilmekte, antral folikül sayısını (AFC) azaltarak yumurta rezervlerini azaltabilmekte ve anti-müllerian hormon (AMH) seviyesinin azalmasına neden olabilmektedir. Daha da önemlisi sigara içmek, menopozun başlangıç zamanını etkileyebilmektedir. Sigara içen kadınlarda, sigara içmeyenlere göre menopozun daha erken yaşlarda başlama riski daha yüksek olmaktadır. Yine araştırmalarda görüldüğüne göre sigarayı bırakan kadınlarda menopozun erken görülme riski, sigara içenlerle karşılaştırıldığında daha düşük olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında sigara içmenin kadın doğurganlığı üzerindeki etkileri net olarak görülebilmektedir.

Erkek doğurganlığına bakıldığında ise pek çok araştırmada, sigara içen erkeklerde sperm yoğunluğu, hareketliliği ve sayısı gibi konularda önemli bir azalma olduğu görülmektedir. Araştırmalara bakıldığında sigara içen erkeklerin spermlerindeki değişmelerin şu şekilde olduğu görülmektedir:

  • Sperm yoğunluğunda yüzde 15.3 azalma
  • Toplam sperm sayısında yüzde 17.5 azalma
  • Hareket eden toplam sperm sayısında yüzde 16.6 azalma 

Ayrıca sigara, sperm kalitesinde de azalmaya neden olmaktadır. Spermlerin DNA’sında meydana gelen hasara bakmak için sigara içen erkeklerdeki hasar görmüş spermler ile sigara içmeyen erkekler karşılaştırıldığında, sigara içmeyen erkeklerin ortalama ve fazla sigara içen erkeklere göre daha yüksek semen yoğunluğuna sahip oldukları görülmektedir.

Sigara içmek ve tüp bebek tedavisi 

Sigaranın, doğurganlık üzerinde belirleyici etkileri olduğu için sigara içmenin, tüp bebek yöntemine duyulan ihtiyacı arttırması normaldir. Hatta tüp bebek tedavisi boyunca kadının sigara içmesi, tüp bebek tedavisinin başarısını tamamen etkileyecektir. Sigara içmek, tüp bebek tedavisi üzerindeki etkisi en fazla incelenen alışkanlıklardan bir tanesidir. Tüp bebek tedavisi gören kadınlardan alınan ortalama oosit sayısına bakıldığında; 

  • Düzenli içicilerden toplanan oosit miktarının 11.1
  • Eski içicilerden toplanan oosit miktarının 11.8
  • Hiç sigara içmemiş toplanan oosit miktarının 11.2

olduğu görülmektedir. Bu veriler, toplanan oosit sayıları açısından kişiler arasında çok fazla fark olmadığını, yani sigara içmenin oosit üretimini etkilemediğini işaret etmektedir.

Araştırmalarda, sigara içen ve içmeyen kadınlar karşılaştırıldı ve sigaranın yumurtalık rezervi üzerindeki etkisini belirlemek için bazal FSH seviyesine bakıldı. Bunun sonucu olarak bazal FSH seviyesinin artması ile oosit üretiminin azaldığı, bazal FSH seviyesinin artma nedeninin ise sigara içmeyle alakalı olduğu görüldü. Sigara içilmesi durumunda, yıllar içinde yaşanan değişime bakıldığında, sigara ile oosit üretimi arasındaki olumsuz ilişki görülebiliyor. Yani kadının sigara içtiği yıllar arttıkça doğurganlık oranı da azalmaya başlıyor. Bu da doğurganlık oranları ile nikotin arasında önemli bir ilişki olduğunu gösteriyor.

Erkeklerde sigara içiciliğine bakıldığında ise bu durumun, hamileliğin ilk trimesterinde dış gebelikten kaynaklanmayan düşük ile ilişkili olduğu görülüyor. Düşük riskine bakıldığı zaman erkeklerde her 1 mg nikotin alımının düşük riskini yüzde 2.9 arttırdığı görülüyor. Bunun nedeninin ise hamilelikten önce spermin DNA’sında meydana gelen hasar ile ilişkili olabileceği düşünülüyor. 

Yaşam tarzının tüp bebek tedavisi üzerindeki etkileri

Sigaranın tüp bebek tedavisi sonuçları üzerindeki etkileri

Tüp bebek tedavisi görmekte olan, sigara içen ve sigara içmeyen kadınlar karşılaştırıldığında ise sigara içen kadınlarda AMH seviyesinin azaldığı görülüyor. Bu da sigaranın yumurta rezervi üzerinde olumsuz etkileri olduğunu gösteriyor. Bunun yanı sıra bazı araştırmalarda oosit sayısının sigara içenlerde daha az olduğu görülürken bazı araştırmalarda ise sigara içenler ile içmeyenler arasında büyük bir farklılık olduğu görülmüyor. Bütün bunlar birlikte göz önüne alındığında araştırmalardan elde edilen sonuçlar, kliniklerin uyguladıkları yöntemlere bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir.

Hollanda’daki bir tüp bebek kliniğinde 8457 kadın üzerinde yapılan başka bir araştırmada ise sigaranın canlı doğum oranını yüzde 7.3 kadar azalttığı görülüyor. Hamilelik başına kendiliğinden düşük oranlarına bakıldığında ise sigara içenlerde riskin yüzde 21.4, içmeyenlerde ise yüzde 16.4 olduğu görülüyor. İkinci olarak, sigara içen ve tüp bebek ile hamile kalan kadınlar başarılı bir hamilelik konusunda bilgilendirildikleri zaman sigara içme alışkanlıklarından vazgeçebiliyorlar. Bu nedenle tüp bebek tedavisinde başarılı sonuçlar alınmasının nedeni, kadının sigara içme alışkanlığını değiştirmesinden kaynaklanıyor olabilir.

Başka bir araştırmaya bakıldığında ise sigara içen çiftlerin, sigara içmeyen çiftlere göre hamile kalma konusunda iki katı daha başarısız oldukları görülüyor. Hatta sigara içilen fazladan her bir yıl, risk oranının yüzde 4 artmasına neden oluyor. Ayrıca bir kadın hayatı boyunca sigara içtiyse hiç sigara içmemiş bir kadına göre hamile kalma konusunda iki kat daha başarısız oluyor. Sigara içilen her bir yıl ile beraber bu risk yüzde 9 artıyor. 

2008 yılında, üreme ile yaşam tarzı üzerine odaklanan 21 araştırma bir araya getirilerek incelendi. Bu araştırma sonucu sigara içenlerin, sigara içmeyenlerle kıyaslandığında hamilelik ve canlı doğum oranlarında önemli ölçüde azalma olduğu görüldü. Yine aynı araştırmaya bakıldığında sigaranın, kendiliğinden düşük oranının artması ile önemli ölçüde bağlantılı olduğu görüldü. 

Sigara içmenin yanı sıra pasif içicilik ve tüp bebek tedavisi başarısı arasındaki ilişkinin de doğurganlık ile ilgili durumlar üzerinde zarar verici bir etkisi bulunduğu görülüyor. Bir araştırmada sigara dumanına maruz kalan hastaların hamile kalma oranlarındaki azalmanın, sigara içicileri ile eşit olduğu saptandı. Başka araştırmalarda ise foliküler sıvıdaki Reaktif Oksijen Deriveleri (ROD) seviyesinde görülen artışın, düşük oosit kalitesi ile ilişkili olduğu ve uzun süre sigara içmenin sonucu olarak oosit üretiminde azalma olasılığının olduğu görülüyor. 

Tüp bebek tedavisinin sonuçlarında sadece erkeğin içici olduğu duruma bakıldığında hali hazırda tüp bebek tedavisi ve mikroenjeksiyon tedavisi gören (ICSI) çiftlere bakıldığında eşi sigara içen kadınlarda tedavinin başarı oranının (yüzde 22), sigara içmeyenlere göre yüzde 8 daha az olduğu görülüyor. 213 tane tüp bebek tedavisi döngüsünün sonuçlarına bakıldığında ise eşi sigara içen kadınlarda başarı oranının yüzde 18, içmeyenlerde ise yüzde 32 olduğu görülüyor. 

Yapılan son araştırmalarda sigaranın, şekil ve hareketlilik gibi semenin kalitesini belirleyen değişkenleri olumsuz yönde etkilediği görülüyor. Sigaranın ana maddelerinden biri olan ve yüksek derecede mutajenik ve kanserojen bir bileşen olan benzopirene bakıldığında, bu bileşenin DNA fragmentasyonu arttırdığı anlaşılıyor.  Sperm, benzopirene maruz kaldığında DNA fragmentasyonunda artış meydana geliyor. Sperm DNA’sında meydana gelen bu hasar ise tüp bebek tedavisi sonrası görülen düşük riskini arttırmakla ilişkili olmakla birlikte bu durum, erkeğin sigara içmesinin DNA hasarıyla ve hamilelikteki düşük ile bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bütün bunlar bir arada ele alındığında sigara içmenin, tüp bebek tedavisi görmekte olan kadının tedavi sonuçları üzerinde negatif etkisi olduğu görülmektedir. Sonuç olarak tüp bebek tedavisi gören çiftlerin, tüp bebek tedavisinde başarılı sonuçlar elde edebilmeleri için sigara içmeyi bırakmaları gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Alkol tüketimi

Alkol tüketimi, kadınlarda doğurganlığın azalması ve hamile kalmanın zorlaşması ile ilişkili olmaktadır. 18 yıllık bir süreyi kapsayan bir araştırmada, az ya da çok miktarda düzenli olarak alkol tüketen kadınlar ile ölçülü olarak alkol tüketen kadınlar karşılaştırıldığında, düzenli alkol tüketenlerin önemli bir fark ile daha az kez doğum yaptıkları görüldü.

Başka bir araştırmada, alkol tüketiminin gebe kalabilirlik yetisi üzerindeki etkisine bakıldığında ise haftada 5 kadehten fazla alkollü içki tüketmeyen kadınların daha yüksek hamile kalma oranlarına sahip olduğu, fazla alkol alan kadınlarda ise bu oranın düştüğü görülüyor. Ayrıca haftada 5 kadehten fazla alkol tüketen kadınların, hiç alkol tüketmeyen kadınlara göre kendiliğinden düşük yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu görülüyor. Ancak duruma erkekler açısından bakıldığında, erkeğin alkol tüketimi ile eşin hamileliğinin başlangıcı arasında önemli bir ilişki olduğu görülmüyor.

Erkek doğurganlığı da alkol tüketiminden etkilenmekle ve her gün alkol alan ve kısır olan erkeklerin semen kaliteleri ile hormonal karakteristikleri daha alt seviye oluyor. Ayrıca alkol tüketiminin, sperm şeklini ve sayısını da etkilediği görülüyor. Bazı araştırmalar ise alkol konusunda ağır içici olan erkeklerde sperm şeklinde bozuklukların ve sperm miktarında azalmaların daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Ayrıca araştırmalar, alkol tüketiminin semen hacminde önemli azalmalara neden olduğunu da ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra spermlerde alkolden dolayı meydana gelen hasarın, alkol kullanımı bırakıldığında kısmen gerilediği görülüyor.

Alkol tüketimi ve tüp bebek 

Alkol tüketiminin üreme üzerindeki etkilerini ele alan pek çok çalışma bulunsa da alkolün tüp bebek tedavisi üzerindeki gerçek etkisi oldukça karmaşık ve tam olarak bilinmiyor. Pek çok bireyin hayatında alkol bulunduğu için alkolün, tüp bebek tedavisi üzerindeki etkisinin belirlenmesi önem taşıyor. Klinik araştırmalardan elde edilen verilere göre kadının alkol tüketimi ile oosit üretimi, döllenme oranı, beta hCG hamilelik oranı ve düşük gibi konular arasında önemli bir ilişki bulunmuyor. Bunun nedeni ise kadınların, tüp bebek tedavisine başlamadan önce hamile kalma şanslarını arttırmak için alkol tüketimlerini azaltmalarından kaynaklanıyor olabilir.

Erkeklerde alkol tüketiminin döllenme oranlarına yansımasına bakıldığında bunun üzerinde olumlu etkisi olduğu ve ilk trimesterde gerçekleşen düşükler üzerinde önemli bir etkisi olmadığı görülüyor. Bu olumlu etkinin nedeni saptanamamış olsa da meyve ve sebze tüketiminin de döllenme oranlarını arttırma ihtimalinden dolayı alkol ile döllenme arasında ilişki olduğu düşünülüyor.

Beslenme açısından bakacak olursak, folik asit ile alkol arasındaki ilişki, alkol ile döllenme arasındaki olumlu ilişkiye neden oluyor olabilir. Araştırmalarda, bira gibi yüksek folat içeriğine sahip olan alkollü içkiler incelendiğinde, bira tüketimi ile kandaki folat arasındaki ilişki görülebiliyor. Ayrıca avokado, brokoli ve kuşkonmaz gibi koyu yeşil yapraklı bitkilerde de yüksek miktarda folat bulunuyor. Folat konsantrasyonunun az olması, sperm DNA hasarı ile ilişkilendiriliyor ve folatın antioksidan özelliğinin, Reaktif Oksijen Deriveleri (ROD) olumsuz etkileriyle savaştığı biliniyor. Bu açıdan bakıldığında alkol içen erkeklerden elde edilen sonuçlarda elde edilen olumlu etkiler, folat içeren yiyecek ve içeceklerin tüketimi nedeniyle gerçekleşiyor olabilir.

Alkol tüketiminin tüp bebek tedavisi sonuçları üzerindeki etkileri

2545 çiftin katıldığı bir araştırma, haftada 4 kadeh ya da daha fazla alkol tüketen kadınların, daha az alkol tüketen kadınlara göre canlı doğum yapma olasılıklarının yüzde 16 daha düşük olduğunu gösteriyor. Hem kadın hem erkeğin haftada 4 kadehten fazla alkol tüketmeleri durumunda ise canlı doğum oranının yüzde 21 azaldığı görülüyor. Her ne kadar daha az kişiyle yapılmış araştırmalarda kadının alkol tüketmesiyle hamilelik arasında ilişki olmadığı görülse de denek sayısı artınca ilişkinin olduğu ortaya çıkıyor. Döllenme açısından bakıldığında ise haftada 4 kadehten fazla alkol tüketen kadın ve erkeklerde döllenmenin gerçekleşme olasılığında yüzde 48 azalma olduğu görülüyor.

Alkol tüketimi ve tüp bebek tedavisine bakıldığında ise alkol tüketiminin, toplanan oosit sayısında yüzde 13’lük azalmaya neden olduğu görülüyor. Kadının, tüp bebek tedavisinden bir ay ve bir hafta önce alkol tüketmesi, hamile kalamama riskini arttırıyor. Hatta tedaviden bir hafta önce alkol tüketen kadınlarda düşük yaşama riski de artıyor. Ancak neyse ki kadınlar genelde tedavinin olumlu sonuçlanması için tedaviden önce alkol tüketimlerini azaltıyorlar ya da alkolü tamamen bırakmaya istekli oluyorlar.

Araştırmalardan elde edilen bilgiler bir araya getirildiğinde alkol tüketimi ile tüp bebek tedavisi sonuçları ve semen parametreleri arasında ilişki bulunduğu görülüyor. Ancak bu ilişkinin tam olarak nasıl olduğunu anlamak için bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.

Reaktif Oksijen Deriveleri (ROD) ve üreme

ROD’lar, dokularda meydana gelmekte ve DNA, protein, karbonhidrat ve lipidler gibi önemli biyolojik materyallere zarar verebilmektedir. Oksidatif stres ise ROD’ların kontrolsüz bir biçimde üretilmesi ve antioksidan işlevin zarar görmesi ya da azalması anlamına gelmektedir. Sigara, alkol bağımlılığı ve yetersiz beslenme (meyve ve sebze açısından zayıf, lipid ve şeker açısından zengin beslenmek gibi) gibi şeyler ROD üretimini arttırarak oksidatif stresin artmasına katkıda bulunabiliyor. Bunların üreme üzerinde görülen olumsuz etkileri, tüp bebek tedavisi sonuçlarında da etkileri olduğunu gösteriyor.

ROD, sigara ve alkol 

Sigaranın dumanını solumakla ilişkili olan bazı sağlık sorunları, aşırı oksidatif stresin etkisi olarak ortaya çıkmaktadır. Sigara dumanında 400’ü aşkın kimyasal bulunmaktadır. Ayrıca sigara filtresinde de zararlı maddeler bulunmaktadır. Sigara içmek, akciğerlerle birlikte tüm vücudun oksidatif strese maruz kalmasına neden olmaktadır. Sigaranın yanında alkole bakıldığı zaman alkolün, karaciğer rahatsızlığına da neden olabilen ROD’lar için kaynak oluşturduğu bilinmektedir. Ancak ROD kaynaklarının üreme üzerindeki etkisini tam olarak anlamak için daha çok araştırma yapılması gerekmektedir.

ROD ve erkek doğurganlığı

25 yıl sürdürülen bir araştırmaya göre oksidatif stres, sperm fonksiyon bozukluğunun olası nedenlerinden biridir. Sperm, doğal olarak çeşitli ROD türleri üretir. ROD’un, sperm üzerinde bazı olumlu etkileri olsa da ROD miktarı, spermin hali hazırda kısıtlı olan antioksidan korumasını aştığında oksidatif stres meydana gelir.

Araştırmalara göre kısır erkeklerden alınan spermlere bakıldığında plazma zarındaki proteinlerin zarar görmesi, plazma zarının işlevinde kayıplara neden oluyor ve sonrasında sperm hareketliliğinin işlevini de değiştiriyor. Düşük hareketliliğe sahip olan sperm, DNA fragmentasyonu ve canlı olmayan sperm ise ROD seviyesini arttırıyor. DNA fragmentasyonuna bakıldığında ise bunun doğal hamileliği ve tüp bebek tedavisini olumsuz yönde etkilediği görülüyor. Yine bir araştırmada spermdeki oksidatif stresin tüp bebek tedavisi gören hastalarda hamilelik üzerinde etkili olduğu görülüyor. 

Kısaca toparlamak gerekirse sigara, ROD kaynağıdır ve ROD’ların artması, spermin DNA’sına zarar vermektedir. Spermin DNA’sı zarar gördüğünde ise hamilelikte düşük görülme riski artabilmektedir.

ROD ve kadın doğurganlığı

ROD’un, insan oositlerinin (döllenmeye hazır hale gelmemiş yumurta hücreleri) ve embriyonun gelişmesi üzerinde zarar verici etkileri bulunmaktadır. Oksidatif stresin tüp kaynaklı kısırlık, çikolata kisti ve polikistik over sendromu gibi kadınlarda görülen doğurganlık sorunlarının nedenlerinden biri olduğu düşünülmektedir. 2013’te yapılan bir araştırma, ROD seviyelerinin artması ile tüp bebek tedavisi gören kadınların hamile kalmakta zorlandığını göstermektedir. Ayrıca ROD seviyesinin yüksek olması durumunda olgunlaşmamış embriyo üretimi artmakta ve embriyoların kalitesi düşmektedir. Sonuç olarak çikolata kisti ve tüp kaynaklı kısırlıktaki oksidatif stresin, tüp bebek tedavisi gören kadınların hamilelikleri üzerinde olumsuz etkisi olmaktadır.

Beslenme

Tüp bebek tedavisi sırasında neler yenmeli

Beslenmenin üreme sağlığı üzerindeki etkileri karmaşık olmakla birlikte bu ilişkiyi araştıran çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalarda aşırı kilolu erkek ve kadınlarda doğurganlığın düştüğü görülmektedir. Beslenme alışkanlıklarına bakıldığında erkeklerde yüksek antioksidan alımının (C vitamini, E vitamini, folat ve çinko) semen kalitesinin artmasıyla ilişkili olduğu görülmektedir. Özellikle C vitamini, sperm sayısını ve yoğunluğunu arttırırken E vitamini ise sperm hareketliliğini arttırmaktadır. 

Spermin DNA’sında meydana gelen hasara bakıldığında yüksek miktarda C vitamini alan erkeklerde, daha az C vitamini alan erkeklerle karşılaştırıldığında, sperm DNA hasarının yüzde 16 kadar daha az olduğu görülmektedir. Aynı bulgular E vitamini, çinko ve folat gibi diğer antioksidanlar için de geçerlidir. Antioksidan takviyesinin sperm DNA hasarının bir kısmını geri döndürebildiği görülmektedir. 

Erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da beslenme düzeni, doğurganlık üzerinde etkili olmaktadır. 2012 yılında yapılan bir araştırmada C vitamini alımının arttırılması ile hamile kalma süresinin kısaldığı görülmektedir. Ancak araştırmada bu durumun sadece Vücut Kitle Endeksi 25 kg/m2 olan kadınlarda ve 35 yaş üstü olan kadınlarda etkili olduğu gözlemlendi.

Beslenme ve tüp bebek tedavisi üzerindeki etkileri

Beslenme ve tüp bebek tedavisi arasındaki ilişkiyi ortayı çıkarmayı amaçlayan araştırmada meyve ve sebze tüketimi temel alındı. Bu araştırmada tüp bebek tedavisi ile meyve ve sebze tüketimi arasında önemli bir ilişki olduğu görülüyor. Döllenme oranlarını etkileyen bu ilişkinin sadece erkeklerde etkili olduğu görülüyor. Erkeğin meyve ve sebze tüketiminin döllenme oranları üzerinde olumlu bir etkisi bulunuyor. Meyve ve sebzelerde yüksek oranda antioksidan bulunduğu için bu antioksidanların spermi DNA hasarından koruduğu ya da bu hasarı geri döndürdüğü ve bu sayede döllenme oranlarını arttırdığı düşünülüyor. Meyve ve sebze tüketiminin ilk trimesterde yaşanan düşüklerde önemli bir etkisi olduğu görülmüyor. 

Beslenmenin tüp bebek tedavisi sonuçları üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmaların sayısı sınırlıdır. Bu nedenle bu alanda yapılan araştırmaların sonuçları değişiklik gösterebilmektedir.

Hollanda’da bir tüp bebek kliniğinde 2010 yılında yapılan araştırmada tüp bebek tedavisi gören 160 çift incelendi. Araştırmaya katılan kadınlar için iki tip beslenme düzeni belirlendi. İlk beslenme düzeni, yüksek miktarda sebze, meyve et ve tam tahıllı gıdalar içerirken atıştırmalıklara, ete ve mayoneze az yer veren sağlık odaklı ve düşük miktarda işlenmiş yiyecekler bulunduran bir beslenme düzeniydi. Bu beslenme düzenine sadık kalmanın sonucu olarak kadınlarda kırmızı kan hücresi folatında artış olduğu görüldü. Diğer beslenme düzeni ise “Akdeniz diyeti” denilen ve yüksek miktarda bitkisel yağ, sebze, baklagiller, balık içerirken atıştırmalıklar ile fast food yiyeceklere az yer veren bir beslenme düzeniydi.  Bu beslenme düzenine sadık kalmanın sonucu olarak ise folat, B6 vitamini ve foliküler sıvıda artış görüldü.

Tüp bebek tedavisinin başarısına bakıldığında beslenme düzeninin embriyo kalitesi ve döllenme oranları ile ilişkisi olmadığı görülse de bu beslenme düzenlerine bağlı kalmanın sonucu olarak tüp bebek tedavisi sonrası hamile kalma ihtimalinin yüzde 40 arttığı görülüyor. Araştırmacılar, hamile kalma olasılığının artmasının, Akdeniz diyetine bağlı kalmanın sonucu olarak bitkisel yağlar almak ile ilişkili olduğu düşünüyor. Bitkisel yağlarda yüksek miktarda bulunan linoleik asidin yumurtlama üzerinde olumlu etkileri bulunduğu ve döllenmiş embriyonun tutunmasında yardımcı olduğu düşünülüyor. 

Erkekler üzerinde yapılan aynı araştırmada ilk olarak yüksek miktarda meyve, sebze, balık, deniz ürünü, baklagiller ve tam tahıl içeren ve az miktarda et, şeker, rafine tahıl içeren bir beslenme düzeni seçildi. Diğer beslenme düzeninde ise yüksek miktarda patates, et, tam tahıl ve mayonez gibi yağlı yiyeceklere yer verilirken alkol, mısır gevreği, şeker ve çorba gibi yiyeceklere az yer verildi. Araştırma sonuçlarına göre ilk beslenme düzeninin, sperm DNA hasarı ile ters orantılı olduğu görüldü. Meyve ve sebze tüketimi ile sperm DNA hasarı arasındaki ters yönlü ilişkinin nedeninin, meyve ve sebzelerin yüksek antioksidan içermesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

Antioksidan alımının artması ile yüksek sperm sayısı, hareketliliği ve sperm DNA hasarının azalması arasında ilişki olduğu görülüyor. Yukarıda yer alan ikinci beslenme düzenini uygulayan erkeklerde, sperm sayısında görülen artışın, düşük miktarda alkol tüketimi ve yüksek miktarda patates tüketimi ile ilgili olduğu görülüyor. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar, sağlıksız beslenme düzeni ile azalan semen kalitesi arasındaki ilişkiyi açıklıyor olabilir. 

Meyve ve sebze tüketiminin artması, döllenme oranlarında artışa neden olduğu için erkeğin beslenme düzeni ile tüp bebek tedavisi sonuçları arasında bir ilişki olması olasıdır. Erkeğin beslenme düzenine dikkat etmesi, tüp bebek tedavisinin başarılı olma ihtimalini arttırabilmektedir. Tüp bebek tedavisi gören çiftlerde hem kadın hem de erkek için sağlıklı bir beslenme düzeni belirlenerek süreçten elde edilen faydanın artması sağlanmalıdır.

Sonuç

Araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre yaşam tarzının tüp bebek tedavisi üzerinde önemli etkileri olmaktadır. Erkeğin sigara içmesi ile düşük riski artmakta ve bu durumun sperm DNA hasarı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Kadının sigara içmesi durumunda ise bunun geçmişte sigaraya maruz kalmış olan oositlerin döllenme oranlarını düşürmesi sonucu gerçekleştiği görülmektedir. Araştırmalarda beslenme düzeni ve alkol tüketiminin de tüp bebek başarısına etki ettiğine dair bilgiler bulunmaktadır. Alkol tüketimi ile zayıf beslenme alışkanlığının, sigara gibi tüp bebek tedavisinde başarı olasılığını düşürdüğü görülmektedir. 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here